F-14

F-14 Tomcat, 1970 yılında Grumman Aerospace tarafından üretilen değişken geometrili kanat yapısına sahip avcı uçağı. Uçak çift motorludur ve iki pilot vardır. A, B ve D versiyonları vardır. Rus muadili Su-27′dir.

F-14, Amerika Birleşik Devletleri ve İran tarafından kullanılmıştır. AWG-9 silah kontrol sistemi sayesinde AIM-54 Phoenix füzesini aynı anda 6 farklı hedefe gönderebilir. Orta menzilli hava çatışma görevlerinde AIM-7 Sparrow füzelerini ve it dalaşı için AIM-9 Sidewinder füzeleri ile 20 mm lik top kullanabilmektedir. F-14 ün değişken geometrili kanatları ona sabit kanatlı uçaklarla sağlanamayacak bir avantaj kazandırmaktadır.F-14 hızlandıkça kanatları otomatik olarak geriye çekilir. F-14 Tomcat donanmadaki Phantom ların yerini almıştır. Uçak gemilerinde ilk hat saldırı ve gemiyi savunma görevlerini üstlenmektedir. Yüksek hava muharebe yeteneklerine rağmen Tomcat orta menzil saldırı uçağı durumuna da getirilmiştir. UNS/GPS sistemleri ile JDAM ın entegrasyonu uçağı aynı zamanda çok iyi bir saldırı uçağı da yapmıştır.Yapılan yenilemelerde çok amaçlı göstergeler(MFD), baş üstü göstergesi (HUD) ve HOTAS da vardır.Tüm bunlarla uçağın hizmet süresi 2010 yılına kadar uzatılmıştır. Ancak son alınan kararla F14 ve AIM-54 Phoenix]] füzesi hizmet dışı edilmiştir.

F14′LER Soğuk Savaşta vurucu güç olan Amerikan uçak gemilerine olası Rus hava saldırısında 200+km den yani Rus uçakları hedefe kitlenmeden vurulmasını sağlamak için üretilmiştir.Kullandıklar iki adet jet türbini afterburner tipi jet türbinidir. motorun büyük bir bölümü Afterburner için egzos kısmından oluşur. Afterburnde iken motor yüzde 180 güç üretmesine rağmen yakıt tüketimini 4 kat artmaktadır. Bu yüzdendirki motorları çabuk eskimektedir. Egzos kısmının genişliği daha fazla sıcağa dayanıklı metaryel gereksinimini artırmaktadır.

  • Top: 1× M61 Vulcan 20 mm
  • Havadan Havaya Muharebe Füzeleri AAM
    • AIM-54 Phoenix
    • AIM-7 Sparrow
    • AIM-9 Sidewinder
  • Yükleme Konfigürasyons:
    • 2× AIM-9 + 6× AIM-54
    • 2× AIM-9 + 2× AIM-54 + 3× AIM-7
    • 2× AIM-9 + 4× AIM-54 + 2× AIM-7
    • 2× AIM-9 + 6× AIM-7
    • 4× AIM-9 + 4× AIM-54
    • 4× AIM-9 + 4× AIM-7
  • Bombalar:
    • GBU-10
    • GBU-12
    • GBU-16,
    • GBU-24
    • GBU-24E Paveway I/II/III LGB
    • GBU-31
    • GBU-38
    • JDAM
    • MK-20 Rockeye II
    • MK-82
    • MK-83
    • MK-84

Notlar

Bana Old and Wise’ı Çal (film)

Bana Old and Wise’ı Çal, Çağan Irmak’ın 1998 yılında çektiği kısa film. Film, televizyonlarda yayımlanmamış, gösterimi festivallerle sınırlı kalmıştır. Ancak, Çağan Irmak’ın izniyle, bir internet sitesinden indirilebilir durumdadır.

Başrollerinde Derya Alabora ile Erkan Can’ın oynadığı film, Irmak’ın sonradan senaryosunu yazacağı gerilim serisi Kabuslar Evi’nin ilk ipuçlarını vermektedir.

Konusu

Oğuz, gece saatlerinde program yapan bir radyo programcısıdır. Bir gece, Onur adında bir adam, kendisinden Eda adında bir kadın için The Alan Parsons Project’ten Old and Wise adlı şarkıyı çalmasını ister. Ertesi gün programı dinleyen arkadaşı Zuhal bunu kendisine anlattığında, Eda çok şaşıracaktır. Çünkü, bu kendisiyle Onur için özel bir parçadır; fakat, Onur bir süre önce ölmüştür.

Darkale, Soma

Darkale, Manisa ilinin Soma ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Trakhoula sözcüğünün Hellen dilinde bir anlamı olmamasına rağmen Rumca Trakhys (taşlık,kayalık) sözcüğünden türetildiği sanılmaktadır.Prof.B.Umar’a göre kayalık yerdeki kent anlamındadır.
Günümüzde bir maden işletmesi ile Darkale köyünün bulunduğu yerdeki kentin tarihi ile bilgilerimiz yetersizdir.Ayrıca Eski Çağ kalıntıları da günümüze ulaşamamıştır.Yalnızca Bizans İmparatorluğu’nun son piskoposluk listelerinde ismi geçmiştir.

Kültür

EVLENME
A) Evlenme Çağı ve Evlenme İsteğini Belirtme

Evlenme çağı kızlar için (17-18), erkekler için (20-22) yaşları arasında değişir. Bunun dışında, kızlarını (15-16) yaşlarında evlendirdikleri de olur. Erkeklerin askerliklerini yapmadan evlenmeleri ise. az görülür olaylardandır.
Evlenme isteğini belirtmek ancak, erkekler için söz konusudur. Bir genç, “Babasının ayakkaplarını ters çevirerek ya da onları, birer çivi ile yere tutturarak “evlenme isteğini anlatmış olur. Bazı köylerde ise, bu belirtme “babasının ayakkaplan İçine su dökmek” suretiyle olur

B) Kız Bulma. Dünürcülük ve Söz Kesme

Evlenecek gencin annesi, çevrede en çok beğenilen kızı oğluna almak için; büyük çalışma ve gayret gösterir. Önce kız evine yanına kimseyi almadan gider, bir misafir gibi oturup kızın bütün davranışlarını inceler. Beğendiği takdirde, eve döner ve kızı oğluna son derece öğer. Böylece gencin annesi oğlunun daha önce kızı dıştan görüp beğenişini ve kızla evlenme isteğini kuvvetlendirmiş olur. Bu defa, anne ve baba gizlice çalışır, faaliyete geçerler.
Yapılan çalışmalar sonunda, kız evi tarafından “Red cevabı” alınmayacağı anlaşılırsa; çevrenin ileri gelenlerinden 3-4 kişilik bir heyet (Biri çoğu zaman din adamı olur), kızın babasına gönderilir.
Kızın babası gelenlere çok iyi bir şekilde ikramda bulunur. Hal hatır sorulduktan sonra veya konuşma arasında, sözü dinlenir kişilerden biri; “Kızınız filanı, Allah’ın emri ve Peygamberin kavliyle filanın oğluna istemeğe geldik” der. Başka bir söyleyişle, “Allah’ın emri ile kızınıza filanın oğlu için dönür (Dü-nürcü) geldik” der veya diyebilir.
Esasen, önceden zemin hazırlandığından kız babası; “Madem ki siz münasip gördünüz ne diyelim” yada, “Nişanınızı gelin takın” şeklinde bir karşılıkla kızını verdiğini bildirmiş ve neticede söz kesilmiş olur.
Eğer yukarda açıklandığı şekilde, kız evinin bu konudaki tutumu önceden anlaşılmamış ise; ilk defa kız istemeğe gidenlere (Dünürlere) kesin olarak söz verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü görüşmede söz kesilir.
Buna rağmen söz kesilmeden önce kız evinin, söz ve hareketleri ile meramını anlatması mümkün görülmektedir. Yalnız, bu davranışlar köye ve kent’e göre farklılık gösterir.
Örneğin kız babası (yoksa evin büyüğü) yapılan teklifi olumlu buluyorsa;
“Hayırlısı olsun”
“Nasipse olur, biraz düşünelim”
“Biz önce kendi aramızda görüşelim sonra haber veririz” şeklindeki cevaplardan biriyle karşılık verir. Bu meyanda, dünürlere ikramda bulunulur; ayakkapları da gidiş yönüne doğru çevrilip düzeltilir.
Fakat, kız evi teklifi uygun bulmuyorsa;
“Nasibinizi başka yerde arayın.”
“Kızımız henüz çok küçük”
“Bizim kız, oraya yaramaz”
“Bu iş için hiç ısrar etmeyin” şeklinde cevap verir.
Sonuç olarak, ikinci halde pek ısrar edilmez. Birinci halde ise, görüşmelere devam olunur. Böylece ikinci veya üçüncü gidişte dünürlere kesin olarak söz verilir. Başka bir deyişle söz kesilir, kısın babası (yoksa kız evinin büyüğü),”gelin nişanımızı takın” der.
“Söz kesme” hemen hemen bütün köylerde ve kent’te böyle olmaktadır. Yalnız, incelemelerimiz sırasında üç köyde, söz kesilir kesilmez; dünürlük yapan şahıslardan biri (muhtar olabilir) oğlanın akrabasından hemen orada 100-200 lira (1969′larda) alıp, kızın babasına verir (Türkpiyale. Eynez ve Kayra-kaitı köyleri). Buna, Doğudaki başlık’ın bir kalıntısı gözüyle bakabiliriz.
Kız evinin, dünürlerin kız istemesi karşısında; nazlanır bir davranış içinde olması normaldir. Ancak. bazan anormal sayılabilecek uzun gecikmeler olabilmektedir. Çoğu kez bu halin, ailenin bireyleri (Fertleri) arasındaki kararsızlıktan ileri geldiği görülür. Örneğin, kız ve kızın anası yapılan teklifi olumlu bulur da; kızın babası razı olmuyorsa, dünürlere cevap vermede haliyle gecikme görülür. Bu kerre kız evinde anayla baba arasında şöyle bir konuşmanın geçtiği de olur:
“— Biz gizi virem adam. Bunna Hâlemden eyidir. Kendi yavı ile kavrılıp gidyolaa. Halları yavuz bun-laan. Oğlan kahrıman, ge virem bunu…”
Kızın babası razı edilirse, geç de kalınsa söz kesilir.
Buraya kadar, kız isteme ve söz kesme konularını özet olarak açıklamaya çalıştık. Şimdi de, yeri gelmişken bazı hususlar üzerinde duralım.
Kız istemede uğurlu sayılan günler. Perşembe veya Pazar (Gire) günleridir. Bu günlerin akşamları da olabilir.
Dönürler, kız evine gider gitmez varsa ateşi karıştırırlar; yoksa lambayı söndürürler böylece kızç istemeye geldiklerini belli etmeğe çalışırlar.
Dönürler. söz kesilmedikçe-susasalar dahi-kız evinde su istemezler. Su isterlerse, iki tarafın arasına “Soğukluk” gireceğine inanırlar.
Ev sahibi, dönürleri uğurlarken “bize yine buyrun” şeklinde konuşmağa dikkat ederler.
C) Küçük Nişan (Söz Yüzüğü)

Söz kesmeden 10-15 gün sonra, küçük nişan yapılır. Küçük nişanda amaç, gençlere nişan yüzüklerinin takılmasıdır. Bunun için önceden, içinde nişan yüzüğü, bilezik, küpe altın, elbiselik kumaş ve çeşitli çerezler bulunan bir bohça; dönürlerle (bazı köylerde muhtar ve imamla) kız evine oğlan evi tarafından gönderilir. Bohçanın içindekiler, 2-3 gün süre ile kız evine gelenlere gönderilir. Gösterme işi bittikten
sonra kararlaştırılan zamanda, oğlanın anası ve çok yakın iki kadın akrabası (Yengeleri olabilir) kız evi
ne giderler, bunların içinden en yaşlısı kıza yüzük’ü ve diğer altın eşyayı takar, buna, “Nişan takıldı” ve
ya “Nişan kondu” denir. Yalnız, şu iki önmeli hususu unutmamalıdır ki; nişan yüzüğü takacakların başın-
dan behemehal “Tek Nikah” geçmiş olmasına ve bu işin, Perşembe günü veya Pazar günü akşamı yapıl-
masına çok dikkat edilir.
Kıza nişan yüzüğü takıldıktan sonra, kız evi de oğlan evine; kız tarafından işlenmiş pembe, beyaz ve
ya krem renginde bir mendil ve bu mendil içinde nişan yüzüğü ve bir tane karanfil (Pembe renklisi mak-
bulsayılır) ile şeker gönderilir. Şu kadar ki, kızın gönderdiği karanfilin sapı; “Lavanta” ıslatılmış bir ka-
dife veya kordelâ parçası ile sarılmış ve üzeri de, sırma gelin teliyle örülmüş olması şarttır. Delikanlı bu çiçeği, ya göğsüne ya da şapkasına tutturur.
Aradan ik-üç gün geçtikten sonra, kızın babası ve yakın akrabalardan iki kişi oğlan evine gidip, oğ-lan’a yüzüğü takarlar. Böylece 10-15 gün içinde “Küçük Nişan” tamamlanmış ve yapılmış olur.
Böylece gençlere nişan yüzüğü takıldıktan sonra taraflarca kararlaştırılan bir zamanda; oğlan’m hısım ve akrabaları kızı görmek ve tanımak için. kız evine topluca giderler. Nişanlı kız, gelenlerin ellerini “yaşı ne olursa olsun, çocuklar da dahil” öper ve buna karşılık; elleri öpülenler kız’a bir miktar para verirler. Kız evi de gelenlere, çay, kahve ve ikram eder. Bu toplantıya, halk arasında “Oturma” veya “El öpüntüsü” denir.
Aradan bir hafta geçtikten sonra kız evi, hısım akrabaları ile birlikte; oğlan eevine gider. Damat adayı nişanlı genç, gelen büyüklerin ellerini öper. Para, hediye gibi bir şey verilmez. Gelen misafirlere çay, kahve ikram edilir.
Çoğu zaman nişanlanan kız 14-15 yaşları civarında olur. En çok 3 yıl en az 1 yıl bekledikten sonra nişanlılar evlenirler.

D) Büyük Nişan

Büyük nişan düğüne 1 -2 ay kala, kız evinin avlusunda yapılır kız ve oğlan evinin bütün akrabaları (ka
dın akrabalar) o gün için hazır bulunurlar. Gelin adayı nişanlı kız yüzü ve başı bir tülbentle örtülü ola
rak, münasip bir yere oturtulur. Kız evinin yengelerinden biri; gelen hediyelerin cinsini ve kimin tarafın
dan getirildiğini yüksek sesle duyurarak, nişanlı kız’ın başına ya da yanına atar (yığar). Böylece, gerek
erkek ve gerekse kız evinin akrabaları; giyecek, takılacak, yiyecek ve döşenebilecek her türlü hediyele-
rini o gün getirmiş ve vermiş olurlar. Hediyeler verildikten sonra, oğlan evi tarafından gönderilen çen-
gi ile eğlenti yapılır.
Bazı köylerimizde ise, durum böyle değildir. Yapılacak masraflar ve alınacak eşyalar; önceden kararlaştırılarak taraflarca ayarlanır. Örneğin, yatak odası ve mutfak eşyalarını kız evi misafir odasıyle oturma odası eşyalarını da oğlan evi tarafı hazırlar. Damat adayı evlenmeden önce. bir de ev yapar.
Hediyelerin çokluğu ve değeri hiç şüphe yoktur ki. tarafların mali gücüne bağlı kalmaktadır.
Büyük nişan’da, genel olarak oğlan evinde bir şey gönderilmez. Yalnız, bir kaç köyümüzde oğlan evine çerez gönderildiği olur. Buna, “Karşılık” da denir. Karşılık gönderen köylerimizden Büyük Güneyi örnek olarak gösterebiliriz.

E) Hediye ve Çeyizleri Asma (MUSAT)

Nişanlı kızın çeyizleri ile kendisine gönderilen bütün hediyeler ve oğlan evine gönderilmiş olup ta. çevreye gösterilmesi istenilen hediyeler; düğüne üç gün kala, kız evinin büyük bir odasına asılır ya da ipler üzerine serilir. Buna “Musat” denir. Çevreden gelen kimseler bunları görürler.
Gelin alınacağı gün (Perşembe veya Pazar günü) öğleden sonra, damadın gönderdiği bir araba İle eşyalar kaldırılır. Eşyalar ile birlikte giden 3-4 kişilik kadın grubu, oğlan evine de bunları yazarlar (sererler, açarlar). Ev ayrı ya da odalar yeter derecede ise; eşyalar yerli yerince konur ve yerleştirilir. Örneğin, ayrı misafir odası ve mutfak varsa; bu bölümlere ait eşya yerli yerine konur. Bu meyanda giyecekler, iplerde asılı olarak kalır; yatak odasına başka eşya konmaz.

F) Kına Gecesi ve Düğün Geceleri

Düğün zamanını her iki taraf birlikte kararlaştırırlar. Düğün için uğurlu sayılan günler. Perşembe ve Pazar (Gire) günleridir.
Kına gecesi. Çarşamba’yı Perşembe’ye veya Cumartesi gününü Pazar’a bağlayan gecedir. Gerek kına gecesi ve gerekse düğün için davet aynı anda yapılır. Bu amaçla, kız ve oğlan evinden çıkarılan birer kadın; davet edileceklerin evlerini dolaşırla ve birer kağıtlı şeker, ya da akide şekeri bırakarak düğüne davet ederler. Çoğu zaman davetiye yerine kullanılan, dağıtılan bu şekerlere OKUNTU denir. Güney, en yakın arkadaşlarına (Sağdıçlarına) mendi! içinde şeker alan genç; kendisini güveyin sağdıç’ı kabul eder. Şehirde ise, bir kimsenin sağdıç olduğu davetiyesinde yazılı olarak belirtilir. Okuntu, bazen herhangi bir giyim eşyası da olabiliyor. Okuntu alan, düğüne eli boş gitmez muhakkak bir hediye götürür.
Düğün eğlenceleri, kız evinde ve oğlan evinde olmak üzere; iki ayrı yerde ve aynı zamanda devam eder

a) Kız Evinde Düğün Eğlenceleri

Kız evinde olan düğüne KINA GECESİ denir. Kadın ve kızlar orada toplanarak eğlenirler. Kızın yakınlarından biri, düğünü idare eder; kızları sırayla düğüne kaldırır.
Takadon denilen sırmalı elbise veya düğün için giyilen Atlas entari ve üç etek veya diğer şekillerde giyinmiş kızlar; son derece nazlanarak ve güya istemiyormuş gibi oyuna kalkarlar. Çalgıcı kadınların şarkı ve sazlarına ayak uydurarak zeybek ve çeşitli oyun havaları oynarlar.
Evlenecek çağda doğulları olan annelerin birçoğu böyle günlerde kız beğenirler.
Eğlentinin devam ettiği sırada, evlenecek genç’in anası ve komşuları topluca kız evine gelirler, bu topluluğa “Oğlan tarafı” da denir. Kendilerine büyük bir konuk severlik gösterilir ve en iyi yerlere oturtu lurlar. Az sonra, gelin iki yengenin arasında olarak odaya girerken kayınvalide ipek halıyı geçeceği yolun üstüne serer ve ayağına sedef kakmalı nalınlarını giydirir (ömür boyu itibar görsün, saltanatı bol olsun dileğiyle bu hizmetini yapar). Bundan sonra geline hoş geldin anlamında elini öptürür ve ziynet eşyalarını geline takarak, hediye aldıklarını da ilave ederek kenara çekilir.
Gelin, kendisine ayrılmış yere yengeler yardımıyla otururken; gelinin arkadaşları mumların bulunduğu tepsiler, şerbet bardakları, şerbet sürahisi, kına için ibrikler koku için gülâptanlar ve hediyelerle gelirler.
Çalgıcı kadınlar “Kına türküsü”nü çalarken; gelinin annesi ve yakınları ağlaşırlar. Bu sırada yengeler getirdikleri tabaklardaki kınaları kararlar. Kına karan’ın “başı bütün” (Dul ve kocası ölmeyen kadınlardan
olmasına dikkat edilir. Karılmış kına’nın bulunduğu tabağa bir mum dikerek misafirlerden para toplanır.
Bu arada kayınvalide belinde bulunan kırmızı pulllu ve aynı renkli bezi gelinin yüzüne örter, misafirler kınaya para batırırken, bir kısmı da geline para iğneler. Kayınvalide gelin’in alın hizasına parayı tutturur, sonra da çalgıcı kadınlara para iğneler.
Yengeler ilk önce gelinin ellerine kına yakarlar ve kırmızı örtüsüne takım olan kına bezleri ile ellerini bağlarlar. Sıra ayaklarına gelince, yengeler ilk önce nalınlarını sonra yün çoraplarını çıkararak gelini kayınvalideye teslim ederler.
Ayak kınaları yakılmaya başlandığı an gelinin arkadaşları şerbetleri ve kokuları dağıtırlar (daima ömrü tatlılıkla geçsin dileğiyle şerbetler içilir). Bu sırada kayınvalide koynundan bir torba çıkarır (torba içinde paralar, nohut, arpa. buğday, bakla, şeker, üzüm vardır) avuç dolusu geline ve misafirlere serper. Bununla da, “Bütün ömrü bolluk, bereket içinde geçin yoksulluk görmesin” demek ister. Bu dileklerle atılanları herkes kapmak ve yemek ya da saklamak için kapışırlar. Kapılan paralar uğur için saklanır, misafirler geline mutluluklar dileyerek düğün evini terk ederler.
Bir fikir verir düşüncesiyle. Öğretmen İsmail Duruçay tarafından güfte ve bestesi sabit olunan “Kına Türküsü”nü; Bestelenmiş Türküler ve Oyunlar bölümünde sunduk

b) Oğlan Evinde Düğün Eğlenceleri

Düğün Perşembe günü olacaksa. Salı akşamı; Pazar günü düğün yapılacaksa Cuma günü akşamı, bir toplantı yapılır, güveyin sağdıçları ve diğer arkadaşları, çevre köylerden gelecek konukları köy köy bölüşürler. Ertesi gün bu işi idare edecek “Bayraktar” de belirtilir. Bayraktar, diğer gençlere göre yaşça en büyük olanıdır.
Sağdıçların getirdikleri kuzularla yemekler yapılır. Gelen misafirler Bayraktar tarafından karşılanır ve önceden kararlaştırılan evlere gönderilirler ve o evlerde ağırlanırlar.
Oyunlar Bayraktarın gözetiminde oynanır. Herkes meydanda (köy meydanında) geliş sırasına göre yer alır. Gece lüks lâmbaları yakılarak, meydan aydınlatılır. Dağ köylerimizde bu aydınlatma, büyük odun ateşi yakmak suretiyle olur.
Oyunlara başlamadan, köy muhtarı veya bekçi alan’a çıkar ve gençlere; “Silah atmak yasaktır”. “Herkes sırasına göre oynayacaktır” şeklinde duyuru’da bulunur. Önce Bayraktar oynar ve daha sonra da; oyuna kalkmak isteyenleri sırasıyla kaldırır. Oyun oynayanların yakın arkadaşları çalgıcılara bahşiş verirler. Böylece, samimiyetlerini belli etmiş olurlar. Eğlenti geç vakte kadar devam eder. Bundan sonra, herkes kendine gösterilen eve gidip geceyi orada geçirir.

c) Gelin Alma

Soma’nın Darkale Köyünde geleneksel hale gelen Gelin Alma Töreni
Kadınlar ve erkekler ayrı, ayrı yerlerde ve aynı zamanda geç vakte kadar eğlendikten sonra; ertesi günü (Perşembe veya Pazar günü) sabahı gelin hazırlanır.
Özellikle gelin başının hazırlanması, âdeta hüner isteyen bir iştir. Şehir ve yakın çevre köyler hariç; bütün köylerde durum şöyledir; Gelin’in başına bir tabak {ters olarak) konur; bu bir bezle baştan düşmeyecek bir biçimde çene altından bağlanır. Bilâhare, tabağın alt çevresi düzgün bir şekilde tülbentle sarılır. Bu iş bittikten sonra, gelin’in başına büyük bir “Albez” örtülür. Tabağın, hemen alt kısmında çepeçevre sarılı bulunan tülbent”e isabet edecek şekücfe ve albez üzerine; çeşitli büyüklükte altınlar tutturularak, böylece gelin başı çoğu zaman Şeehir4deki kuaförler tarafından yapılır.
Genel olarak köylerde gelin; “üç etek” denilen elbiseyi giyer. Bu elbisede değişmez renk. kırmızıdır. Bazı köylerde ise gelin, beyaz fistan ve siyah kadife (Sırma ile işlenmiş) ceket giyer.
Şehir’de ve yakın köylerde gelin kıyafeti, baştan aşağı uzun beyaz bir elbise ve başında duvak biçimindedir bu elbiseye “Gelinlik”de denir.’
Gelin böylece hazırlanırken bu arada, çalgılar çalmakta devam eder. Diğer yanda, damadın evinde gençler yemek yerler. Sonra davul ve zurna ile, kalabalık bir şekilde kız evine giderler ve evin önünde gençler (Damat da dahil olmak üzere) oyun oynarlar. Oyundan sonra gençler toplu olarak kahveye çay içmeğe giderler bu arada damat evde kendi hazırlığını yapar, traş olur.

Gençler çaylarını içtikten sonra oğlan evine dönerler. Duruma göre gelin alma zamanı ayarlanır ve ona göre gelin almağa gidilir. Güveyin sağdıçları ve arkadaşları toplu bir halde ve davul zurna çalınarak kız evine giderler kız evinin önünde çalgılar sürekli ve hazin çalarlar. Bu sırada içerde gelin hiç durmadan ağlar.
Gelin, baba evinden ayrılmadan babasının ve yakınlarının ellerini öper yengeleri tarafından gelin otomobile bindirilir, dağ köylerinde ise gelin, babası tarafından ata bindirilir ve “Gelin alıcı” denilen 5-10 kadın eşliğinde damadın evine gider. Gelin baba evinden ayrıldıktan sonra arkasından kovayla su dökülür.
Yol boyunca türküler söylenir ve çalgılar çalar. Gelin atla gidiyorken damadın evine vardığında attan damadın babası indirir. Ancak, gelin, kendisine bir şeyler bağışlanmadıkça attan inmek istemez; başka bir söyleyişle nazlanır. O sırada kayınpeder tarafından tarlalar, zeyitnler yada altınlar bağışlanır. Böylece gelin attan inmeğe razı olur Attan indikten sonra kısmeti artsın diye koltuğuna ekmek konur, başına buğday, şeker ile para serpilir ve yağ-bal sürülü eşikten atlıyarak evine girer. Bazı köylerde ekmek yerine gelinin eline bir su bardağı verilir. Gelin kendi eliyle suyu döke döke evine doğru ilerler.
Gelini getirenlere de ayrı ayrı bahşişler vermek âdettir.
Gelin eğer otomobil ile damadın evine gitmiş ise; bu halde de damadın babası gelin’i. otomobilden indirir. Aynı şekilde gelin’in başına buğday, şeker ve para serpilir. Damat gelin’i bir buketle evin kapısında karşılar ve eve alır.
Kısa süre ile gelin ile damadın bir arada oluşuna, halk arasında KOLTUK denir. Koltuk sırasında damat geline bir bilezik takar ve birlikte şerbet içilir. Az sonra sağdıçlar güveyi dışarı çağırırlar ve alıp giderler. Bundan sonra, akşama kadar bütün mahalleli kadın ve genç kızlar gelini görmeğe gelirler.
Gelin’in damat evinde karşılanışı çoğunlukla böyle olmakta ise de; bazı köylerimizde bu karşılama özellik göstermektedir. Örneğin Cinge köyümüzde durum başkadır. Gelin oğlan evine geldiğinde, at ya da otomobilden İnerken; oğlanın anası gelini sırtına alır ve avluda önceden hazırlanan yerdeki sandalyeye götürüp oturtur. Bundan sonra, özel olarak hazırlanmış susamlı ekmeklerden 1 -2 tanesi; gelinin başı üstünde bölündükten sonra, gelinin kucağına da bir oğlan çocuk oturtulur.
Bunu kaynana, hala ve yenge gibi yakın akrabaların birlikte oynamaları izler ve böylece düğün son bulur.

d) Gerdek

Yatsı olunca güvey camiye götürülür. Namazdan sonra hoca önde olduğu halde tekbirlerle eve gelinir. Ev Önünde dua edilir. Güvey, babasının ve hocanın elini öperek sağdıçları tarafından sırtı yumruklanmak suretiyle gerdeğe girer

e) Doğum

Evlenme konusuyla İlgili gelenek ve görenekleri açıkladıktan sonra; sırasıyla doğum, sünnet ve diğer bazı konulara değinip, incelemeye devam edeceğiz. Ancak bunlar, evlenme konusu kadar zengin değildirler.
Buna rağmen, İlçemiz köylerinde “Doğum” olayının yeri; küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Özellikle oğlan doğmuşsa işin önemi daha da artar. Ne var ki, şehir ve yakın çevre köylerde durum; dağ köylerimizden farklılık göstermektedir. Çünkü, dağ köylerimiz çok fakir olduklarından; onların davranışları daha sade bir anlam taşımaktadır. Bu hususu, yeri geldikçe belirtmeğe çalışacağız.
Ebe (ebe olmayan köylerde, bu işlerden anlayan yaşlı bir kadın) doğumdan sonra, çocuğun göbeğini kesip yıkar ve “Göbek adı”nı kor. O’nu el çabukiuğuyla kundaklar, babasının kucağına verir. Baba ebe hanıma bahşiş verir. Eğer varlıklı ise, ayrı olarak şeker, kahve, kına. sabun hatta başına bir örtü dahi alır. Şehirde de, ebeye ücretten başka hediyeler verildiği olur.
Baba doğan çocuk “Oğlan” ise, bir koyun veya kuzu keser yemek ve helva yaptırıp; yakın dost ve akrabalarına ziyafet verir. Böylece, bu mutlu günü birlikte kutlamış olurlar, Gelen hısım, akrabalar da çocuğa ve anasına hediyeler getirirler.
Tabiatiyle hediyelerin değeri, getirenlerin akrabalık derecesine ve zenginlik durumuna göre değişir. Hediyeleri; nazarlık, bir 20′lik altın, çocuğa çamaşır, elbiselik kumaş, kolonya vs. gibi eşyalar teşkil eder. Bunlar, salıncağın ipine kırk gün süreyle yetmediği takdirde gerilecek başka iplere asılı dururlar.
Fakir ve dağ köylerimizde doğumdan sonra, irmik helvası yaptırılır ve camide “hayır” şeklinde dağıtılır. Buna “Öherene” de denir.
Gelen yakın akrabalar içinde, çocuğa altın takan olsa bile; çoğu zaman, diğer akrabalar ile konu komşular; çeşitli yiyecekler, tatlılar ve sütlâçlar getirirler. Bu .tatlı ve yemek taşıma işinin 3-4 gün devam ettiği olur.
Aradan 2-3 günlük bir telaştan sonra, sıra çocuğun adını koymağa gelir, çoğu kez. oğlansa dedesinin adı, kız ise ninesinin adı çocuğa verilir. Baba çocuğu kucağına alır kıbleye döner; sağ kolunda ezan okuyup, sol kolunda kamet getirdikten sonra; “Adını ne koyalım?” diye sorar ve önceden kararlaştırılan adı, üç kere hem sağ ve hem de sol kulağına hafifçe bağırarak söyler. Böylece bebeğe ad konmuş olur.
Konan “ad”lar hem her zaman bilinen ve söylenen türdendirler. Ancak Darkale Köyü’müzde. erkek çocukların adları sonunda daime “Bey” kelimesi (Adil Bey. Isa Bey gibi) kız çocuklarının ise; “Molla” kelimesi eklenerek (Ayşe Molla, Emine Molla Şeklinde) söylenir.
Sürekli olarak kız çocuğu olan kimse, oğlan çocuğu beklediği bir sırada yine kızı olursa; bu kere çocuğun adı’nı “Döne” kor. Böylece bundan sonra doğacak çocuğun oğlan olacağına (Şansının döneceğine) inanılır. Bu adet dağ köyledimizde vardır
Yeni doğan bir çocuğu kırk günlük olana kadar, odasında yalnız bırakmamak adettir, yoksa çocuğa cinler musallat olurmuş. Bunu önlemek içinde çocuğun yastığı altına, bir mushaf (Musaf). bir çakı ve bir parça ekmek kırıntısı; beşiğin ayak ucuna da bir süpürge konur
Çocuk “Kırk günlük”‘ olunca, çocuğu annesini; yakın akrabalardan olan kadınlar yıkarlar. Çoğu zaman, bebeğin yıkanacağı su (bir kurnanın alacağı kadar su) ipek kumaştan süzülür. Bu süre içinde, suyu aktarmağa yarayan tasta annenin altın yüzüğü bulundurulur. Böylece bezden geçirilen sudan, kırk tas su çocuğun başından aşağı dökülür ve “kırklama” işi tamamlanır.
Bebeğin kırklanmasından sonra, anne yıkanır ve diğer kadınlar da banyo alıp çıkarlar. Banyodan sonra kadınların topluca yemeğe oturması ve yemek yemeleri âdettir. Sofraya konan yiyecek ve meyveler, gelen kadınların yanlarında getirdikleri yiyecek ve meyvelerdir.
Yemek yedikten ve sofra toplandıktan sonra çocuk; ninniler ile (önce annesi ve bilâhare diğer kadınlar söyleyerek) uyutulur. Ancak, beşiğe yatırılmadan önce; çocuğun iki kaşı arasına Zebat taşı ile hafifçe basılır, kaşları gür olsun diye. Nazar değmemesi için de bebeğin yanağına parmak ucuyla kara sürülür. Ertesi gün çamaşır yıkanır.
İlçemiz Darkale (Tarhala) köyünde ise; bebeği görmeğe giden kadınlar; yanlarında pamuk içinde ve yün bir bez parçasına sarılı bir yumurtayı götürürler. Bunun yapmakla çocuğun; yumurta gibi güzel, pamuk kadar ak ve koç gibi kuvvetli olacağına inanırlar. Eğer çocuğu kucağına alan kadın, aşırı derecede sevmiş oiursa; o kadının entarisinin eteğinden bir iplik çekilip yakılır. Daha doğrusu bunu, misafir kadının düşünüp yapması (ipliği vermesi) gerekir. Böylece nazar çövmemiş {nazar değmemiş) olur.
Bütün bu işler bittikten sonra anne çoccuğunu alarak kendisine gelenlere gider. Buna “Kırk gezmesi” de denir.

Darkaleli gençler tarafından düğünlerde oynanan Dörtel oyunu

SÜNNET

Şehir ve köylerdeki, bu konu ile ilgili gelenek ve görenekler fazla farklılık göstermez. Ne var ki, şeh­re geldikçe bu işler daha masraflı; dağ köylerine gidildikçe daha sade bir şekilde yapılır ve adetler (tö­reler) uygulanmış olur.

Eski Yapılan Sünnet Töreninden Bir Görüntü

Şimdi, sünnet ile ilgili ayrıntılı bilgileri sırasıyla açıklamaya çalışacağız.
Ev halkı, çocuğun sünnet işini birlikte görüşüp; zamanını ve yapılacak işleri kararlaştırır. Bu hazırlık­ların bazen 1-2 ay kadar devam ettiği olur.
Çoğu zaman sünnet düğünleri, sonbahara yakın aylarda yapılır. Başka söyleyişle havanın çok sıcak ol­duğu aylarda sünnet düğünü yapılmaz. Gün olarak, pazar günü tercih edilir. Çünkü, ne de olsa tatil gü­nünde insanların bir araya gelmesi çok daha kolay olmaktadır.
Cumartesi gecesi sünnet olacak çocuğun eline ‘”Kına yakılır” ve o gece kadınlar kendi aralarında bir eğlenti yaparlar. Şehirde, davetiyede bu hususun ayrıca belirtilmesi adettir. Köylerde davet olunacakla­ra bu hususlar sözlü olarak söylenir ve o geceye “Kına gecesi” denir.
Ertesi gün çocuk hazırlanır beyaz entari (yandan yırtmaçlı) ile şapkası giydirilir ve öylece camiye gö­türülür. Camide mevlüt okunduktan sonra, öğlen namazı kılınır ve topluca cemaat; sünnet düğününün olacağı eve doğru hareket eder. Sünnet olacak çocuk, seccade örtülü bir atın üzerine oturtulmuş olarak ve davul zurna ile götürülür. Ancak, çoğu köylerimizde de çocuk eve döndüğünde; üzerine akraba ve ya­kınları para iliştirir ve öylece kısa bir gezinti daha yapılır, eve dönülür. Bundan sonra çocuk sünnet olur.
Şehirde sünnet olduktan sonra, çocuğa hediyeler getirilir ve bunlar bir masanın üzerine konur. Yal­nız, para ve kol saati gibi şeyler çocuğun kendisine verilir.

Eğer sünnet olacak çocuk tek ise, ayrıca bir horoz ya da bir kuzu kesmek âdettir. Akşam olunca ya­kın akraba ve tanıdıklara yemek verilir. Ayrıca saz, çalgı (zenginse) oyun havaları türküler şarkılar çal­mak suretiyle çocuk eğlendirilir. Mümkün olduğu kadar hoş tutulur. Sünnet ile ilgili gelenek ve görenek­leri böylece özetlemiş olduk.

BESTELENMİŞ TÜRKÜLER

Darkale Köyü’müzde oldukça uzun. söylenmesi ve oynanması yaklaşık 2 saat süren bir türkü vardır. bu türkü tamamen Darkale’ye aittir. Bu türkü, başta oturularak söylenen “YÂRE” türküsü ile; hareketli bölümü teşkil eden “DÖRTEL OYUNU” nu kapsar. “YARE” türküsü, köye ait önemli tarihi olayları dile getiren; bestelenmiş bir türküdür ve oyundan önce söylenen, adeta bir başlangıcıdır. Bilahere. türküden sonra “DÖRTEL” denen oyuna geçelim. Oyun kalabalık iki ekip tarafından oynanır. Söylenen ve oynanan kısım dahil, tespit edebildiğimiz yetmiş’e yakın kıt’a vardır. Bu kıtalar bazen manileri andırır, bazen de üçlük, beşlik ve yedilik kıt’alar şeklindedir. Oyun kısmı da. sık değişen figürleri kapsamaktadır. Yer imkansızlığı nedeni ile, bütün türküyü buraya alamamaktayız. Bu oyuna Tarhala Baranası adı da verilmektedir. Barana havalan sözleri ve oyunları ile ülkemizde başlı başına bir ekoldür. Yirmibeş türkülük bu oyunların kendine özgü figürleri de vardır. Enstürüman olarak ise darbuka, cura ve tef den oluşmaktadır. Bugün Darkale Köyü’nün yaşlılarından bazıları bu oyunları figürleri ve ritmiyle gayet güzel oynayacak durumdadır.

Tarhala Baranası ve Dörtel oyununun bazı kıtaları aşağıdaki gibidir:

Darkaleli gençler tarafından düğünlerde oynanan Dörtel oyunu
Karafilim budama
Safa geldin odama
Eğil bir şeftali ver adama,
Haydindi haydindi durma buradan gidindi gidindi.
Karanfilim saksıda
Bir yâr sevdim Aksuda Aksuda.
Yâr seni bulayım akşam ile yatsıda.
Haydindi haydindi durma buradan gidindi gidindi.

Kahve Yemenden gelir Bülbül çeşmeden gelir Güzel olan hanımlar Hergün hamamdan gelir Aman kınalı ellim sevdiğim. Aman nereden gelirsin?

Gittiğim bağlar arası, ah aman aman, Ardında ağlar anası. Sevdikçe sardıkça ballar olası En küçüğü yâr benim olası.
Yavrum merdivenden inerken görmüşler.
Ayağına kına yaktı kınasından bilmişler.
Hem billahi bilmişler.
Aman seni bana beni sana vermişler.
Aman çekip gelir allı ceylan, o ceylan o ceylan
Hem billahi o ceylan aman

Karacahisar ve Akçaavlu köyleri ve çevrelerinde; oynan oyunları, kısa oldukları için aynen buraya alıyoruz. Bunlardan-”Bağ tığan’ı” daha çok bestelenmiş manilerden meydana gelmiş olup; diğeri “Yandım Asam” oyunu ise, bestelenmiş bir türkü niteliğindedir.

Önce Bağ Tığan’ı oyununu, sonra da Yandım Asam oyununu sunuyoruz.


Bağ Tığan’ı
Basma yeleği giydiremedim.
Yüzünü yönüme döndüremedim
Bir anası inanıyor.
Onun kolları dolanıyor.
Kalede keklik kovarım
Düştüm dizim ovarım
Oğlan üzme beni
Seni küçükten severim.
Kaleden indir beni
Kağnıya bindir beni
Kapılar kilitli ise
Bacadan indir beni.
Fesliyen’im biçim biçim
Ben ağlarım yâr için
O yar beni seviyor
Ben ölürüm onun için
Yandım Asam
Bir çeşit tava, içinde pekmez yapılan küçük kazan.
Yandım Asam
Oof karyolamın demiri
Yandım Asam o yâr da benim olmazsa
Yandım Asam öldürürüm kendimi
Oof taka yelek giydiremedim
Yandım Asam yönünü yönüme döndüremedim.
Oof selvideki kuşa bak
Yandım Asam gözümdeki yaşa bak
Oof bu sene evlenemezsem
Yandım Asam seneye kış’a bak
Oof durun yengeler durun
Yandım Asam oğlunuza kız bulu

Bestelenmiş Türkü Örnekleri

Coğrafya

Manisa iline 94 km, Soma ilçesine 3 km uzaklıktadır.

İklim

Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 217
1997 178

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 -
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -

Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Yaralı Diz Katliamı

Wounded Knee Katliamı, (Türkçe’de “Yaralı Diz” anlamına gelir) Lakota Siuları ile Birleşik Devletler arasındaki son büyük çatışmadır. General Nelson A. Miles tarafından Yerli İşleri Komisyonuna yazılan bir mektupta çatışma sonrasındaki olaylar katliam olarak nitelendirilmiştir.

Katliam

1890′da ABD hükümeti Amerikan yerlileri (Kızılderili) arasındaki “Hayalet Dansı” nın bir savaş dansı olduğundan şüpheleniyordu. Ancak bu dans Kızılderililer için kutsal bir seremoni idi ve bazı yerliler ellerinden alınan haklara bu kutsal dansı icra ederek kavuşacaklarına inanmışlardı. Savaş Bakanlığı yerlilerin bir isyan hareketine kalkışacakları düşüncesiyle 7. Süvar alayını Pine Ridge ve Rosebud bölgelerindeki Lakota yerlilerinin kamp yerine göndermiş, bu kutsal dansı icra edenleri tutuklamak istemişti.

29 Kasım 1890′da Birleşik Devletlerin beş yüz kişilik 7. Süvari alayı Minneconjou Lakota yerlilerinin kamp yerlerini çevirmiş ve çıkan çatışmada yirmi beş süvariye karşılık, aralarında altmış iki kadın ve çocuğun yer aldığı 153 Siu öldürülmüştür. Ancak çatışma sırasındaki kargaşada tam olarak kaç kişinin öldüğü bilinmemektedir.

Dee Brown 1970 yılında yazdığı Bury My Heart at Wounded Knee adlı incelemesinde (Türkçe’ye Kalbimi Vatanıma Gömün olarak çevrilmiştir) Kristof Kolomb’un İspanya Kraliçesine Kızılderililerle ilgili şunları yazdığını aktarır: “Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar.” Ancak sözlerine şöyle devam eder: “Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

1890′da Wounded Knee’deki Siu katliamı Kizilderili özgürlüğünün sembolik olarak sonu oldu. Katliamı yaşayan Kara Geyik o gün bir başka şeyin daha öldüğünü söyler:
“O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada…”

Bu katliamı yaşayanlardan biri, Gelincik Louise yaşadıklarını şöyle anlatıyordu:
“Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum, ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı.”

Katliam sonrası

Amerikan Ordusu katliam sonrasında ölüleri gömmek için sivil vatandaşlar kiraladı. Savaş meydanına gelenler soğuk havada 84′ü erkek, 44′ü kadın, 18′i çocuk Lakota cesedi ile karşı karşıya kaldı. Katliamdan yaralı kurtulan 7 Lakotalı Wounded Kne Creek bölgesindeki Pine Ridge hastanesinde öldü.

General Nelson Miles, katliamın sorumlusu Albay Forsyth’ı görevden almış, Askerî Araştırma Mahkemesi taktik hatasından dolayı kendisini eleştirmiş ancak yine de mahkemede hakkında beraat kararı çıkmıştır.

Daha sonra The Wonderful Wizard of Oz’un yazarı olarak ünlenecek olan genç editör L.Frank Baum 3 Ocak 1891 yılında Aberdeen Saturday Pioneer’da şunları yazmıştı:

“Öncüler daha önce güvenliğimizin tek yolunun Yerlilerin tamamen yok edilmesine bağlı olduğunu ilan etmişlerdi. Asırlardır onlara karşı hata edip durmaktansa medeniyetimizi korumak adına daha büyük bir hata yapıp bu evcilleşmeyen ve evilleştirilemeyen yaratıkları dünya üzerinden tek bir iz kalmamacasına yok etseydik daha iyi yapardık. Biz sıradan insanlar ve beceriksiz komutanların emri altındaki askerler için gelecek güvenliğimiz bunda yatmaktadır. Aksi takdirde gelecekte de geçmişte olduğu gibi kızılderililerle tümüyle sıkıntı yaşayacağımızı bekleyebiliriz.”

Yirminci yüzyılın sonlarında Wounded Knee Katliamına karşı protesto sesleri daha da yükselmiş, tarihçi Dee Brown aynı adla bir kitap yazmış, Buffy Sainte-Marie ise protest bir müzik bestelemişti. Ünlü oyuncu Marlon Brando 1973′de Baba (The Godfather) filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında verilen Oskar ödülünü Yaralı Diz Katliamı sebebiyle reddetmişti. 27 Mart 1973′teki ödül törenine kendi adına konuşma yapması için Sacheen Littlefeather adlı Kızılderili genç bir kadını gönderdi. Brando’nun kaleme aldığı, genç Kızılderilinin zaman darlığı nedeniyle tümünü okuyamadığı yazının bir bölümü şu şekildeydi:

“Marlon Brando… benden zaman darlığı ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o… çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de… günümüz film endüstrisinin …beni affedin.. ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde Amerikan Yerlilerine yaptıkları ve Wounded Knee’deki son olaylardır. Bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömerlikte biraraya geleceğiz. Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim.”

Littlefeather, zaman darlığı sebebiyle tamamını okuyamadığı konuşmanın tam metnini basına dağıtmıştır. Brando’nun basına dağıtılan metininden bir bölümün çevirisi;

“200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: “İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte.” Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkum ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiçbir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler……..”

F-14

F-14 Tomcat, 1970 yılında Grumman Aerospace tarafından üretilen değişken geometrili kanat yapısına sahip avcı uçağı. Uçak çift motorludur ve iki pilot vardır. A, B ve D versiyonları vardır. Rus muadili Su-27′dir.

F-14, Amerika Birleşik Devletleri ve İran tarafından kullanılmıştır. AWG-9 silah kontrol sistemi sayesinde AIM-54 Phoenix füzesini aynı anda 6 farklı hedefe gönderebilir. Orta menzilli hava çatışma görevlerinde AIM-7 Sparrow füzelerini ve it dalaşı için AIM-9 Sidewinder füzeleri ile 20 mm lik top kullanabilmektedir. F-14 ün değişken geometrili kanatları ona sabit kanatlı uçaklarla sağlanamayacak bir avantaj kazandırmaktadır.F-14 hızlandıkça kanatları otomatik olarak geriye çekilir. F-14 Tomcat donanmadaki Phantom ların yerini almıştır. Uçak gemilerinde ilk hat saldırı ve gemiyi savunma görevlerini üstlenmektedir. Yüksek hava muharebe yeteneklerine rağmen Tomcat orta menzil saldırı uçağı durumuna da getirilmiştir. UNS/GPS sistemleri ile JDAM ın entegrasyonu uçağı aynı zamanda çok iyi bir saldırı uçağı da yapmıştır.Yapılan yenilemelerde çok amaçlı göstergeler(MFD), baş üstü göstergesi (HUD) ve HOTAS da vardır.Tüm bunlarla uçağın hizmet süresi 2010 yılına kadar uzatılmıştır. Ancak son alınan kararla F14 ve AIM-54 Phoenix]] füzesi hizmet dışı edilmiştir.

F14′LER Soğuk Savaşta vurucu güç olan Amerikan uçak gemilerine olası Rus hava saldırısında 200+km den yani Rus uçakları hedefe kitlenmeden vurulmasını sağlamak için üretilmiştir.Kullandıklar iki adet jet türbini afterburner tipi jet türbinidir. motorun büyük bir bölümü Afterburner için egzos kısmından oluşur. Afterburnde iken motor yüzde 180 güç üretmesine rağmen yakıt tüketimini 4 kat artmaktadır. Bu yüzdendirki motorları çabuk eskimektedir. Egzos kısmının genişliği daha fazla sıcağa dayanıklı metaryel gereksinimini artırmaktadır.

  • Top: 1× M61 Vulcan 20 mm
  • Havadan Havaya Muharebe Füzeleri AAM
    • AIM-54 Phoenix
    • AIM-7 Sparrow
    • AIM-9 Sidewinder
  • Yükleme Konfigürasyons:
    • 2× AIM-9 + 6× AIM-54
    • 2× AIM-9 + 2× AIM-54 + 3× AIM-7
    • 2× AIM-9 + 4× AIM-54 + 2× AIM-7
    • 2× AIM-9 + 6× AIM-7
    • 4× AIM-9 + 4× AIM-54
    • 4× AIM-9 + 4× AIM-7
  • Bombalar:
    • GBU-10
    • GBU-12
    • GBU-16,
    • GBU-24
    • GBU-24E Paveway I/II/III LGB
    • GBU-31
    • GBU-38
    • JDAM
    • MK-20 Rockeye II
    • MK-82
    • MK-83
    • MK-84

Notlar

Mustafa Sait Yazıcıoğlu

Mustafa Sait Yazıcıoğlu (d. 1949, Sürmene, Türkiye), Türk siyasetçi.

Prof. Dr. Mustafa Sait Yazıcıoğlu, 22 Şubat 1949 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğdu. Babasının memuriyeti sebebi ile ilkokul ve ortaokulu Milas’ta, liseyi 1967 yılında Aydın’da tamamladı.
1967 – 1971 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans yaptı.

Bir yıla yakın bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı merkez teşkilatında çalıştı.
1972 – 1977 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı adına doktora öğrenimi yapmak üzere Fransa’ya gönderildi.
1975 yılında 4 aylık kısa dönem Yd.Subay olarak askerliğini tamamladı.
1977 yılında Dr. Asistan olarak Ankara Üniveristesi İlahiyat Fakültesine girdi.
1983 yılında “Matüridi ve Nesefi’ye göre insan hürriyeti kavramı” konulu teziyle Doçent oldu.
1988 yılında Profesör oldu.
17 Haziran 1987 - 3 Ocak 1992 yılları arasında 14. Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yaptı.
14 Şubat 1993 yılında Cumhurbaşkanlığı kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine atandı.
21 Temmuz 1994 tarihinde Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı’na atandı.
10 Mayıs 1996 tarihinde UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi.
3 Kasım 2002 seçimleri ile AKP Ankara Milletvekili olarak TBMM’ye girdi.
5-10 Mart 2004 tarihinde İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) Türk Grubu Başkanlığı yaptı.
22 Temmuz 2007 seçimleri ile meclisteki görevine devam etti.
29 Ağustos 2007 yılında 60. hükümette “Devlet Bakanı” olarak görev aldı.
Evli ve iki çocuk babasıdır. Eski Valilerden Recep Yazıcıoğlu’nun kardeşidir.
“Matüridi ve Nesefi’ye Göre İnsan Hürriyeti Kavramı” isminde meb yayınlarından çıkan bir kitabı vardır.

Kötekli, Muğla

Kötekli, Muğla ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur.

Kültür

Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
simdiye kadar kötekliye has bir yemek yemedim,indir pilav kaldir corba, biber kizartmasi yogurtlu kizarma,unutmadanda yazayim börülce unutulmasin,kültür meselesindede.köyün hic bir yerinde ne bir anıt nede tarihi bir yapi göremedimç görenler eklesin,bazar kültürü bile yok. en büyük eksiklik.eskiden 1980 öncesi insanlar üc bes keciye arsa takas ederlermis.ya simdi ögrenciler sayesinde bin metre kare 250,000 ytl ister oldu insanlar. o para ile 1000 tane oglak alinir herhalde.ama 1000 oglak 1000 metre kare yerde yayilirmi orasini bilemem.

Coğrafya

Muğla merkezine 5 km uzaklıktadır.

İklim

Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 1869
1997 3328

yilin en az 9 ayi nüfusun 10 bini gectigi kötekli köyü önümüzdeki yillarda mugla merkeze yakin olacaktir son yillarda 2007 de su sikintisi var. nüfus artmakta ama hic bir önlem alinmamakta. elk,su, aynen düsük voltajdan ginaa geldi valla her kösede yaa berber, ya bakkal, yada yemek yeme yerleri. (hijenik olmayan)var her tasin altindan ögrenciye apart cikiyor.

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
hayvancilikta bitti bitmek üzere cünki hayvanlari otlatacak yer kalmadi. cünki her meranin üzerinde apartlar var.eskiden koyun keci besleyip sütünü sagarlarmis, simdi ögrenciler sagilmakta.ama nafile bu carkin bir parcasi yoksa ekonomi nasil döner.köteklide.

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 -
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -

kötekli artik mugla belediyesine katildi bi anlamda mahhallesi oldu. bakalim bundan snr belediyenin icraatlarina.yinede diger yerlere nazaran kötekli iyi ama daha IYI olabilir.

Altyapı bilgileri

Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
alt yapi sanki var gibi.neden onuda yazayim cünki köteklinin girisi ufak bir yagmur yagdimi herseyi ifade ediyor kisi köteklide gecirecekseniz mutlaka cizme getirin

Download yönetici

Bir download yönetici dünya ağına bağlanabilen web browserden farklı olarak internetteki dosya ve benzeri şeyleri indiren bilgisayarlar için tasarlanmış programlardır.

Bunlara bakınız

Download yöneticileri listesi

Darkale, Soma

Darkale, Manisa ilinin Soma ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Trakhoula sözcüğünün Hellen dilinde bir anlamı olmamasına rağmen Rumca Trakhys (taşlık,kayalık) sözcüğünden türetildiği sanılmaktadır.Prof.B.Umar’a göre kayalık yerdeki kent anlamındadır.
Günümüzde bir maden işletmesi ile Darkale köyünün bulunduğu yerdeki kentin tarihi ile bilgilerimiz yetersizdir.Ayrıca Eski Çağ kalıntıları da günümüze ulaşamamıştır.Yalnızca Bizans İmparatorluğu’nun son piskoposluk listelerinde ismi geçmiştir.

Kültür

EVLENME
A) Evlenme Çağı ve Evlenme İsteğini Belirtme

Evlenme çağı kızlar için (17-18), erkekler için (20-22) yaşları arasında değişir. Bunun dışında, kızlarını (15-16) yaşlarında evlendirdikleri de olur. Erkeklerin askerliklerini yapmadan evlenmeleri ise. az görülür olaylardandır.
Evlenme isteğini belirtmek ancak, erkekler için söz konusudur. Bir genç, “Babasının ayakkaplarını ters çevirerek ya da onları, birer çivi ile yere tutturarak “evlenme isteğini anlatmış olur. Bazı köylerde ise, bu belirtme “babasının ayakkaplan İçine su dökmek” suretiyle olur

B) Kız Bulma. Dünürcülük ve Söz Kesme

Evlenecek gencin annesi, çevrede en çok beğenilen kızı oğluna almak için; büyük çalışma ve gayret gösterir. Önce kız evine yanına kimseyi almadan gider, bir misafir gibi oturup kızın bütün davranışlarını inceler. Beğendiği takdirde, eve döner ve kızı oğluna son derece öğer. Böylece gencin annesi oğlunun daha önce kızı dıştan görüp beğenişini ve kızla evlenme isteğini kuvvetlendirmiş olur. Bu defa, anne ve baba gizlice çalışır, faaliyete geçerler.
Yapılan çalışmalar sonunda, kız evi tarafından “Red cevabı” alınmayacağı anlaşılırsa; çevrenin ileri gelenlerinden 3-4 kişilik bir heyet (Biri çoğu zaman din adamı olur), kızın babasına gönderilir.
Kızın babası gelenlere çok iyi bir şekilde ikramda bulunur. Hal hatır sorulduktan sonra veya konuşma arasında, sözü dinlenir kişilerden biri; “Kızınız filanı, Allah’ın emri ve Peygamberin kavliyle filanın oğluna istemeğe geldik” der. Başka bir söyleyişle, “Allah’ın emri ile kızınıza filanın oğlu için dönür (Dü-nürcü) geldik” der veya diyebilir.
Esasen, önceden zemin hazırlandığından kız babası; “Madem ki siz münasip gördünüz ne diyelim” yada, “Nişanınızı gelin takın” şeklinde bir karşılıkla kızını verdiğini bildirmiş ve neticede söz kesilmiş olur.
Eğer yukarda açıklandığı şekilde, kız evinin bu konudaki tutumu önceden anlaşılmamış ise; ilk defa kız istemeğe gidenlere (Dünürlere) kesin olarak söz verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü görüşmede söz kesilir.
Buna rağmen söz kesilmeden önce kız evinin, söz ve hareketleri ile meramını anlatması mümkün görülmektedir. Yalnız, bu davranışlar köye ve kent’e göre farklılık gösterir.
Örneğin kız babası (yoksa evin büyüğü) yapılan teklifi olumlu buluyorsa;
“Hayırlısı olsun”
“Nasipse olur, biraz düşünelim”
“Biz önce kendi aramızda görüşelim sonra haber veririz” şeklindeki cevaplardan biriyle karşılık verir. Bu meyanda, dünürlere ikramda bulunulur; ayakkapları da gidiş yönüne doğru çevrilip düzeltilir.
Fakat, kız evi teklifi uygun bulmuyorsa;
“Nasibinizi başka yerde arayın.”
“Kızımız henüz çok küçük”
“Bizim kız, oraya yaramaz”
“Bu iş için hiç ısrar etmeyin” şeklinde cevap verir.
Sonuç olarak, ikinci halde pek ısrar edilmez. Birinci halde ise, görüşmelere devam olunur. Böylece ikinci veya üçüncü gidişte dünürlere kesin olarak söz verilir. Başka bir deyişle söz kesilir, kısın babası (yoksa kız evinin büyüğü),”gelin nişanımızı takın” der.
“Söz kesme” hemen hemen bütün köylerde ve kent’te böyle olmaktadır. Yalnız, incelemelerimiz sırasında üç köyde, söz kesilir kesilmez; dünürlük yapan şahıslardan biri (muhtar olabilir) oğlanın akrabasından hemen orada 100-200 lira (1969′larda) alıp, kızın babasına verir (Türkpiyale. Eynez ve Kayra-kaitı köyleri). Buna, Doğudaki başlık’ın bir kalıntısı gözüyle bakabiliriz.
Kız evinin, dünürlerin kız istemesi karşısında; nazlanır bir davranış içinde olması normaldir. Ancak. bazan anormal sayılabilecek uzun gecikmeler olabilmektedir. Çoğu kez bu halin, ailenin bireyleri (Fertleri) arasındaki kararsızlıktan ileri geldiği görülür. Örneğin, kız ve kızın anası yapılan teklifi olumlu bulur da; kızın babası razı olmuyorsa, dünürlere cevap vermede haliyle gecikme görülür. Bu kerre kız evinde anayla baba arasında şöyle bir konuşmanın geçtiği de olur:
“— Biz gizi virem adam. Bunna Hâlemden eyidir. Kendi yavı ile kavrılıp gidyolaa. Halları yavuz bun-laan. Oğlan kahrıman, ge virem bunu…”
Kızın babası razı edilirse, geç de kalınsa söz kesilir.
Buraya kadar, kız isteme ve söz kesme konularını özet olarak açıklamaya çalıştık. Şimdi de, yeri gelmişken bazı hususlar üzerinde duralım.
Kız istemede uğurlu sayılan günler. Perşembe veya Pazar (Gire) günleridir. Bu günlerin akşamları da olabilir.
Dönürler, kız evine gider gitmez varsa ateşi karıştırırlar; yoksa lambayı söndürürler böylece kızç istemeye geldiklerini belli etmeğe çalışırlar.
Dönürler. söz kesilmedikçe-susasalar dahi-kız evinde su istemezler. Su isterlerse, iki tarafın arasına “Soğukluk” gireceğine inanırlar.
Ev sahibi, dönürleri uğurlarken “bize yine buyrun” şeklinde konuşmağa dikkat ederler.
C) Küçük Nişan (Söz Yüzüğü)

Söz kesmeden 10-15 gün sonra, küçük nişan yapılır. Küçük nişanda amaç, gençlere nişan yüzüklerinin takılmasıdır. Bunun için önceden, içinde nişan yüzüğü, bilezik, küpe altın, elbiselik kumaş ve çeşitli çerezler bulunan bir bohça; dönürlerle (bazı köylerde muhtar ve imamla) kız evine oğlan evi tarafından gönderilir. Bohçanın içindekiler, 2-3 gün süre ile kız evine gelenlere gönderilir. Gösterme işi bittikten
sonra kararlaştırılan zamanda, oğlanın anası ve çok yakın iki kadın akrabası (Yengeleri olabilir) kız evi
ne giderler, bunların içinden en yaşlısı kıza yüzük’ü ve diğer altın eşyayı takar, buna, “Nişan takıldı” ve
ya “Nişan kondu” denir. Yalnız, şu iki önmeli hususu unutmamalıdır ki; nişan yüzüğü takacakların başın-
dan behemehal “Tek Nikah” geçmiş olmasına ve bu işin, Perşembe günü veya Pazar günü akşamı yapıl-
masına çok dikkat edilir.
Kıza nişan yüzüğü takıldıktan sonra, kız evi de oğlan evine; kız tarafından işlenmiş pembe, beyaz ve
ya krem renginde bir mendil ve bu mendil içinde nişan yüzüğü ve bir tane karanfil (Pembe renklisi mak-
bulsayılır) ile şeker gönderilir. Şu kadar ki, kızın gönderdiği karanfilin sapı; “Lavanta” ıslatılmış bir ka-
dife veya kordelâ parçası ile sarılmış ve üzeri de, sırma gelin teliyle örülmüş olması şarttır. Delikanlı bu çiçeği, ya göğsüne ya da şapkasına tutturur.
Aradan ik-üç gün geçtikten sonra, kızın babası ve yakın akrabalardan iki kişi oğlan evine gidip, oğ-lan’a yüzüğü takarlar. Böylece 10-15 gün içinde “Küçük Nişan” tamamlanmış ve yapılmış olur.
Böylece gençlere nişan yüzüğü takıldıktan sonra taraflarca kararlaştırılan bir zamanda; oğlan’m hısım ve akrabaları kızı görmek ve tanımak için. kız evine topluca giderler. Nişanlı kız, gelenlerin ellerini “yaşı ne olursa olsun, çocuklar da dahil” öper ve buna karşılık; elleri öpülenler kız’a bir miktar para verirler. Kız evi de gelenlere, çay, kahve ve ikram eder. Bu toplantıya, halk arasında “Oturma” veya “El öpüntüsü” denir.
Aradan bir hafta geçtikten sonra kız evi, hısım akrabaları ile birlikte; oğlan eevine gider. Damat adayı nişanlı genç, gelen büyüklerin ellerini öper. Para, hediye gibi bir şey verilmez. Gelen misafirlere çay, kahve ikram edilir.
Çoğu zaman nişanlanan kız 14-15 yaşları civarında olur. En çok 3 yıl en az 1 yıl bekledikten sonra nişanlılar evlenirler.

D) Büyük Nişan

Büyük nişan düğüne 1 -2 ay kala, kız evinin avlusunda yapılır kız ve oğlan evinin bütün akrabaları (ka
dın akrabalar) o gün için hazır bulunurlar. Gelin adayı nişanlı kız yüzü ve başı bir tülbentle örtülü ola
rak, münasip bir yere oturtulur. Kız evinin yengelerinden biri; gelen hediyelerin cinsini ve kimin tarafın
dan getirildiğini yüksek sesle duyurarak, nişanlı kız’ın başına ya da yanına atar (yığar). Böylece, gerek
erkek ve gerekse kız evinin akrabaları; giyecek, takılacak, yiyecek ve döşenebilecek her türlü hediyele-
rini o gün getirmiş ve vermiş olurlar. Hediyeler verildikten sonra, oğlan evi tarafından gönderilen çen-
gi ile eğlenti yapılır.
Bazı köylerimizde ise, durum böyle değildir. Yapılacak masraflar ve alınacak eşyalar; önceden kararlaştırılarak taraflarca ayarlanır. Örneğin, yatak odası ve mutfak eşyalarını kız evi misafir odasıyle oturma odası eşyalarını da oğlan evi tarafı hazırlar. Damat adayı evlenmeden önce. bir de ev yapar.
Hediyelerin çokluğu ve değeri hiç şüphe yoktur ki. tarafların mali gücüne bağlı kalmaktadır.
Büyük nişan’da, genel olarak oğlan evinde bir şey gönderilmez. Yalnız, bir kaç köyümüzde oğlan evine çerez gönderildiği olur. Buna, “Karşılık” da denir. Karşılık gönderen köylerimizden Büyük Güneyi örnek olarak gösterebiliriz.

E) Hediye ve Çeyizleri Asma (MUSAT)

Nişanlı kızın çeyizleri ile kendisine gönderilen bütün hediyeler ve oğlan evine gönderilmiş olup ta. çevreye gösterilmesi istenilen hediyeler; düğüne üç gün kala, kız evinin büyük bir odasına asılır ya da ipler üzerine serilir. Buna “Musat” denir. Çevreden gelen kimseler bunları görürler.
Gelin alınacağı gün (Perşembe veya Pazar günü) öğleden sonra, damadın gönderdiği bir araba İle eşyalar kaldırılır. Eşyalar ile birlikte giden 3-4 kişilik kadın grubu, oğlan evine de bunları yazarlar (sererler, açarlar). Ev ayrı ya da odalar yeter derecede ise; eşyalar yerli yerince konur ve yerleştirilir. Örneğin, ayrı misafir odası ve mutfak varsa; bu bölümlere ait eşya yerli yerine konur. Bu meyanda giyecekler, iplerde asılı olarak kalır; yatak odasına başka eşya konmaz.

F) Kına Gecesi ve Düğün Geceleri

Düğün zamanını her iki taraf birlikte kararlaştırırlar. Düğün için uğurlu sayılan günler. Perşembe ve Pazar (Gire) günleridir.
Kına gecesi. Çarşamba’yı Perşembe’ye veya Cumartesi gününü Pazar’a bağlayan gecedir. Gerek kına gecesi ve gerekse düğün için davet aynı anda yapılır. Bu amaçla, kız ve oğlan evinden çıkarılan birer kadın; davet edileceklerin evlerini dolaşırla ve birer kağıtlı şeker, ya da akide şekeri bırakarak düğüne davet ederler. Çoğu zaman davetiye yerine kullanılan, dağıtılan bu şekerlere OKUNTU denir. Güney, en yakın arkadaşlarına (Sağdıçlarına) mendi! içinde şeker alan genç; kendisini güveyin sağdıç’ı kabul eder. Şehirde ise, bir kimsenin sağdıç olduğu davetiyesinde yazılı olarak belirtilir. Okuntu, bazen herhangi bir giyim eşyası da olabiliyor. Okuntu alan, düğüne eli boş gitmez muhakkak bir hediye götürür.
Düğün eğlenceleri, kız evinde ve oğlan evinde olmak üzere; iki ayrı yerde ve aynı zamanda devam eder

a) Kız Evinde Düğün Eğlenceleri

Kız evinde olan düğüne KINA GECESİ denir. Kadın ve kızlar orada toplanarak eğlenirler. Kızın yakınlarından biri, düğünü idare eder; kızları sırayla düğüne kaldırır.
Takadon denilen sırmalı elbise veya düğün için giyilen Atlas entari ve üç etek veya diğer şekillerde giyinmiş kızlar; son derece nazlanarak ve güya istemiyormuş gibi oyuna kalkarlar. Çalgıcı kadınların şarkı ve sazlarına ayak uydurarak zeybek ve çeşitli oyun havaları oynarlar.
Evlenecek çağda doğulları olan annelerin birçoğu böyle günlerde kız beğenirler.
Eğlentinin devam ettiği sırada, evlenecek genç’in anası ve komşuları topluca kız evine gelirler, bu topluluğa “Oğlan tarafı” da denir. Kendilerine büyük bir konuk severlik gösterilir ve en iyi yerlere oturtu lurlar. Az sonra, gelin iki yengenin arasında olarak odaya girerken kayınvalide ipek halıyı geçeceği yolun üstüne serer ve ayağına sedef kakmalı nalınlarını giydirir (ömür boyu itibar görsün, saltanatı bol olsun dileğiyle bu hizmetini yapar). Bundan sonra geline hoş geldin anlamında elini öptürür ve ziynet eşyalarını geline takarak, hediye aldıklarını da ilave ederek kenara çekilir.
Gelin, kendisine ayrılmış yere yengeler yardımıyla otururken; gelinin arkadaşları mumların bulunduğu tepsiler, şerbet bardakları, şerbet sürahisi, kına için ibrikler koku için gülâptanlar ve hediyelerle gelirler.
Çalgıcı kadınlar “Kına türküsü”nü çalarken; gelinin annesi ve yakınları ağlaşırlar. Bu sırada yengeler getirdikleri tabaklardaki kınaları kararlar. Kına karan’ın “başı bütün” (Dul ve kocası ölmeyen kadınlardan
olmasına dikkat edilir. Karılmış kına’nın bulunduğu tabağa bir mum dikerek misafirlerden para toplanır.
Bu arada kayınvalide belinde bulunan kırmızı pulllu ve aynı renkli bezi gelinin yüzüne örter, misafirler kınaya para batırırken, bir kısmı da geline para iğneler. Kayınvalide gelin’in alın hizasına parayı tutturur, sonra da çalgıcı kadınlara para iğneler.
Yengeler ilk önce gelinin ellerine kına yakarlar ve kırmızı örtüsüne takım olan kına bezleri ile ellerini bağlarlar. Sıra ayaklarına gelince, yengeler ilk önce nalınlarını sonra yün çoraplarını çıkararak gelini kayınvalideye teslim ederler.
Ayak kınaları yakılmaya başlandığı an gelinin arkadaşları şerbetleri ve kokuları dağıtırlar (daima ömrü tatlılıkla geçsin dileğiyle şerbetler içilir). Bu sırada kayınvalide koynundan bir torba çıkarır (torba içinde paralar, nohut, arpa. buğday, bakla, şeker, üzüm vardır) avuç dolusu geline ve misafirlere serper. Bununla da, “Bütün ömrü bolluk, bereket içinde geçin yoksulluk görmesin” demek ister. Bu dileklerle atılanları herkes kapmak ve yemek ya da saklamak için kapışırlar. Kapılan paralar uğur için saklanır, misafirler geline mutluluklar dileyerek düğün evini terk ederler.
Bir fikir verir düşüncesiyle. Öğretmen İsmail Duruçay tarafından güfte ve bestesi sabit olunan “Kına Türküsü”nü; Bestelenmiş Türküler ve Oyunlar bölümünde sunduk

b) Oğlan Evinde Düğün Eğlenceleri

Düğün Perşembe günü olacaksa. Salı akşamı; Pazar günü düğün yapılacaksa Cuma günü akşamı, bir toplantı yapılır, güveyin sağdıçları ve diğer arkadaşları, çevre köylerden gelecek konukları köy köy bölüşürler. Ertesi gün bu işi idare edecek “Bayraktar” de belirtilir. Bayraktar, diğer gençlere göre yaşça en büyük olanıdır.
Sağdıçların getirdikleri kuzularla yemekler yapılır. Gelen misafirler Bayraktar tarafından karşılanır ve önceden kararlaştırılan evlere gönderilirler ve o evlerde ağırlanırlar.
Oyunlar Bayraktarın gözetiminde oynanır. Herkes meydanda (köy meydanında) geliş sırasına göre yer alır. Gece lüks lâmbaları yakılarak, meydan aydınlatılır. Dağ köylerimizde bu aydınlatma, büyük odun ateşi yakmak suretiyle olur.
Oyunlara başlamadan, köy muhtarı veya bekçi alan’a çıkar ve gençlere; “Silah atmak yasaktır”. “Herkes sırasına göre oynayacaktır” şeklinde duyuru’da bulunur. Önce Bayraktar oynar ve daha sonra da; oyuna kalkmak isteyenleri sırasıyla kaldırır. Oyun oynayanların yakın arkadaşları çalgıcılara bahşiş verirler. Böylece, samimiyetlerini belli etmiş olurlar. Eğlenti geç vakte kadar devam eder. Bundan sonra, herkes kendine gösterilen eve gidip geceyi orada geçirir.

c) Gelin Alma

Soma’nın Darkale Köyünde geleneksel hale gelen Gelin Alma Töreni
Kadınlar ve erkekler ayrı, ayrı yerlerde ve aynı zamanda geç vakte kadar eğlendikten sonra; ertesi günü (Perşembe veya Pazar günü) sabahı gelin hazırlanır.
Özellikle gelin başının hazırlanması, âdeta hüner isteyen bir iştir. Şehir ve yakın çevre köyler hariç; bütün köylerde durum şöyledir; Gelin’in başına bir tabak {ters olarak) konur; bu bir bezle baştan düşmeyecek bir biçimde çene altından bağlanır. Bilâhare, tabağın alt çevresi düzgün bir şekilde tülbentle sarılır. Bu iş bittikten sonra, gelin’in başına büyük bir “Albez” örtülür. Tabağın, hemen alt kısmında çepeçevre sarılı bulunan tülbent”e isabet edecek şekücfe ve albez üzerine; çeşitli büyüklükte altınlar tutturularak, böylece gelin başı çoğu zaman Şeehir4deki kuaförler tarafından yapılır.
Genel olarak köylerde gelin; “üç etek” denilen elbiseyi giyer. Bu elbisede değişmez renk. kırmızıdır. Bazı köylerde ise gelin, beyaz fistan ve siyah kadife (Sırma ile işlenmiş) ceket giyer.
Şehir’de ve yakın köylerde gelin kıyafeti, baştan aşağı uzun beyaz bir elbise ve başında duvak biçimindedir bu elbiseye “Gelinlik”de denir.’
Gelin böylece hazırlanırken bu arada, çalgılar çalmakta devam eder. Diğer yanda, damadın evinde gençler yemek yerler. Sonra davul ve zurna ile, kalabalık bir şekilde kız evine giderler ve evin önünde gençler (Damat da dahil olmak üzere) oyun oynarlar. Oyundan sonra gençler toplu olarak kahveye çay içmeğe giderler bu arada damat evde kendi hazırlığını yapar, traş olur.

Gençler çaylarını içtikten sonra oğlan evine dönerler. Duruma göre gelin alma zamanı ayarlanır ve ona göre gelin almağa gidilir. Güveyin sağdıçları ve arkadaşları toplu bir halde ve davul zurna çalınarak kız evine giderler kız evinin önünde çalgılar sürekli ve hazin çalarlar. Bu sırada içerde gelin hiç durmadan ağlar.
Gelin, baba evinden ayrılmadan babasının ve yakınlarının ellerini öper yengeleri tarafından gelin otomobile bindirilir, dağ köylerinde ise gelin, babası tarafından ata bindirilir ve “Gelin alıcı” denilen 5-10 kadın eşliğinde damadın evine gider. Gelin baba evinden ayrıldıktan sonra arkasından kovayla su dökülür.
Yol boyunca türküler söylenir ve çalgılar çalar. Gelin atla gidiyorken damadın evine vardığında attan damadın babası indirir. Ancak, gelin, kendisine bir şeyler bağışlanmadıkça attan inmek istemez; başka bir söyleyişle nazlanır. O sırada kayınpeder tarafından tarlalar, zeyitnler yada altınlar bağışlanır. Böylece gelin attan inmeğe razı olur Attan indikten sonra kısmeti artsın diye koltuğuna ekmek konur, başına buğday, şeker ile para serpilir ve yağ-bal sürülü eşikten atlıyarak evine girer. Bazı köylerde ekmek yerine gelinin eline bir su bardağı verilir. Gelin kendi eliyle suyu döke döke evine doğru ilerler.
Gelini getirenlere de ayrı ayrı bahşişler vermek âdettir.
Gelin eğer otomobil ile damadın evine gitmiş ise; bu halde de damadın babası gelin’i. otomobilden indirir. Aynı şekilde gelin’in başına buğday, şeker ve para serpilir. Damat gelin’i bir buketle evin kapısında karşılar ve eve alır.
Kısa süre ile gelin ile damadın bir arada oluşuna, halk arasında KOLTUK denir. Koltuk sırasında damat geline bir bilezik takar ve birlikte şerbet içilir. Az sonra sağdıçlar güveyi dışarı çağırırlar ve alıp giderler. Bundan sonra, akşama kadar bütün mahalleli kadın ve genç kızlar gelini görmeğe gelirler.
Gelin’in damat evinde karşılanışı çoğunlukla böyle olmakta ise de; bazı köylerimizde bu karşılama özellik göstermektedir. Örneğin Cinge köyümüzde durum başkadır. Gelin oğlan evine geldiğinde, at ya da otomobilden İnerken; oğlanın anası gelini sırtına alır ve avluda önceden hazırlanan yerdeki sandalyeye götürüp oturtur. Bundan sonra, özel olarak hazırlanmış susamlı ekmeklerden 1 -2 tanesi; gelinin başı üstünde bölündükten sonra, gelinin kucağına da bir oğlan çocuk oturtulur.
Bunu kaynana, hala ve yenge gibi yakın akrabaların birlikte oynamaları izler ve böylece düğün son bulur.

d) Gerdek

Yatsı olunca güvey camiye götürülür. Namazdan sonra hoca önde olduğu halde tekbirlerle eve gelinir. Ev Önünde dua edilir. Güvey, babasının ve hocanın elini öperek sağdıçları tarafından sırtı yumruklanmak suretiyle gerdeğe girer

e) Doğum

Evlenme konusuyla İlgili gelenek ve görenekleri açıkladıktan sonra; sırasıyla doğum, sünnet ve diğer bazı konulara değinip, incelemeye devam edeceğiz. Ancak bunlar, evlenme konusu kadar zengin değildirler.
Buna rağmen, İlçemiz köylerinde “Doğum” olayının yeri; küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Özellikle oğlan doğmuşsa işin önemi daha da artar. Ne var ki, şehir ve yakın çevre köylerde durum; dağ köylerimizden farklılık göstermektedir. Çünkü, dağ köylerimiz çok fakir olduklarından; onların davranışları daha sade bir anlam taşımaktadır. Bu hususu, yeri geldikçe belirtmeğe çalışacağız.
Ebe (ebe olmayan köylerde, bu işlerden anlayan yaşlı bir kadın) doğumdan sonra, çocuğun göbeğini kesip yıkar ve “Göbek adı”nı kor. O’nu el çabukiuğuyla kundaklar, babasının kucağına verir. Baba ebe hanıma bahşiş verir. Eğer varlıklı ise, ayrı olarak şeker, kahve, kına. sabun hatta başına bir örtü dahi alır. Şehirde de, ebeye ücretten başka hediyeler verildiği olur.
Baba doğan çocuk “Oğlan” ise, bir koyun veya kuzu keser yemek ve helva yaptırıp; yakın dost ve akrabalarına ziyafet verir. Böylece, bu mutlu günü birlikte kutlamış olurlar, Gelen hısım, akrabalar da çocuğa ve anasına hediyeler getirirler.
Tabiatiyle hediyelerin değeri, getirenlerin akrabalık derecesine ve zenginlik durumuna göre değişir. Hediyeleri; nazarlık, bir 20′lik altın, çocuğa çamaşır, elbiselik kumaş, kolonya vs. gibi eşyalar teşkil eder. Bunlar, salıncağın ipine kırk gün süreyle yetmediği takdirde gerilecek başka iplere asılı dururlar.
Fakir ve dağ köylerimizde doğumdan sonra, irmik helvası yaptırılır ve camide “hayır” şeklinde dağıtılır. Buna “Öherene” de denir.
Gelen yakın akrabalar içinde, çocuğa altın takan olsa bile; çoğu zaman, diğer akrabalar ile konu komşular; çeşitli yiyecekler, tatlılar ve sütlâçlar getirirler. Bu .tatlı ve yemek taşıma işinin 3-4 gün devam ettiği olur.
Aradan 2-3 günlük bir telaştan sonra, sıra çocuğun adını koymağa gelir, çoğu kez. oğlansa dedesinin adı, kız ise ninesinin adı çocuğa verilir. Baba çocuğu kucağına alır kıbleye döner; sağ kolunda ezan okuyup, sol kolunda kamet getirdikten sonra; “Adını ne koyalım?” diye sorar ve önceden kararlaştırılan adı, üç kere hem sağ ve hem de sol kulağına hafifçe bağırarak söyler. Böylece bebeğe ad konmuş olur.
Konan “ad”lar hem her zaman bilinen ve söylenen türdendirler. Ancak Darkale Köyü’müzde. erkek çocukların adları sonunda daime “Bey” kelimesi (Adil Bey. Isa Bey gibi) kız çocuklarının ise; “Molla” kelimesi eklenerek (Ayşe Molla, Emine Molla Şeklinde) söylenir.
Sürekli olarak kız çocuğu olan kimse, oğlan çocuğu beklediği bir sırada yine kızı olursa; bu kere çocuğun adı’nı “Döne” kor. Böylece bundan sonra doğacak çocuğun oğlan olacağına (Şansının döneceğine) inanılır. Bu adet dağ köyledimizde vardır
Yeni doğan bir çocuğu kırk günlük olana kadar, odasında yalnız bırakmamak adettir, yoksa çocuğa cinler musallat olurmuş. Bunu önlemek içinde çocuğun yastığı altına, bir mushaf (Musaf). bir çakı ve bir parça ekmek kırıntısı; beşiğin ayak ucuna da bir süpürge konur
Çocuk “Kırk günlük”‘ olunca, çocuğu annesini; yakın akrabalardan olan kadınlar yıkarlar. Çoğu zaman, bebeğin yıkanacağı su (bir kurnanın alacağı kadar su) ipek kumaştan süzülür. Bu süre içinde, suyu aktarmağa yarayan tasta annenin altın yüzüğü bulundurulur. Böylece bezden geçirilen sudan, kırk tas su çocuğun başından aşağı dökülür ve “kırklama” işi tamamlanır.
Bebeğin kırklanmasından sonra, anne yıkanır ve diğer kadınlar da banyo alıp çıkarlar. Banyodan sonra kadınların topluca yemeğe oturması ve yemek yemeleri âdettir. Sofraya konan yiyecek ve meyveler, gelen kadınların yanlarında getirdikleri yiyecek ve meyvelerdir.
Yemek yedikten ve sofra toplandıktan sonra çocuk; ninniler ile (önce annesi ve bilâhare diğer kadınlar söyleyerek) uyutulur. Ancak, beşiğe yatırılmadan önce; çocuğun iki kaşı arasına Zebat taşı ile hafifçe basılır, kaşları gür olsun diye. Nazar değmemesi için de bebeğin yanağına parmak ucuyla kara sürülür. Ertesi gün çamaşır yıkanır.
İlçemiz Darkale (Tarhala) köyünde ise; bebeği görmeğe giden kadınlar; yanlarında pamuk içinde ve yün bir bez parçasına sarılı bir yumurtayı götürürler. Bunun yapmakla çocuğun; yumurta gibi güzel, pamuk kadar ak ve koç gibi kuvvetli olacağına inanırlar. Eğer çocuğu kucağına alan kadın, aşırı derecede sevmiş oiursa; o kadının entarisinin eteğinden bir iplik çekilip yakılır. Daha doğrusu bunu, misafir kadının düşünüp yapması (ipliği vermesi) gerekir. Böylece nazar çövmemiş {nazar değmemiş) olur.
Bütün bu işler bittikten sonra anne çoccuğunu alarak kendisine gelenlere gider. Buna “Kırk gezmesi” de denir.

Darkaleli gençler tarafından düğünlerde oynanan Dörtel oyunu

SÜNNET

Şehir ve köylerdeki, bu konu ile ilgili gelenek ve görenekler fazla farklılık göstermez. Ne var ki, şeh­re geldikçe bu işler daha masraflı; dağ köylerine gidildikçe daha sade bir şekilde yapılır ve adetler (tö­reler) uygulanmış olur.

Eski Yapılan Sünnet Töreninden Bir Görüntü

Şimdi, sünnet ile ilgili ayrıntılı bilgileri sırasıyla açıklamaya çalışacağız.
Ev halkı, çocuğun sünnet işini birlikte görüşüp; zamanını ve yapılacak işleri kararlaştırır. Bu hazırlık­ların bazen 1-2 ay kadar devam ettiği olur.
Çoğu zaman sünnet düğünleri, sonbahara yakın aylarda yapılır. Başka söyleyişle havanın çok sıcak ol­duğu aylarda sünnet düğünü yapılmaz. Gün olarak, pazar günü tercih edilir. Çünkü, ne de olsa tatil gü­nünde insanların bir araya gelmesi çok daha kolay olmaktadır.
Cumartesi gecesi sünnet olacak çocuğun eline ‘”Kına yakılır” ve o gece kadınlar kendi aralarında bir eğlenti yaparlar. Şehirde, davetiyede bu hususun ayrıca belirtilmesi adettir. Köylerde davet olunacakla­ra bu hususlar sözlü olarak söylenir ve o geceye “Kına gecesi” denir.
Ertesi gün çocuk hazırlanır beyaz entari (yandan yırtmaçlı) ile şapkası giydirilir ve öylece camiye gö­türülür. Camide mevlüt okunduktan sonra, öğlen namazı kılınır ve topluca cemaat; sünnet düğününün olacağı eve doğru hareket eder. Sünnet olacak çocuk, seccade örtülü bir atın üzerine oturtulmuş olarak ve davul zurna ile götürülür. Ancak, çoğu köylerimizde de çocuk eve döndüğünde; üzerine akraba ve ya­kınları para iliştirir ve öylece kısa bir gezinti daha yapılır, eve dönülür. Bundan sonra çocuk sünnet olur.
Şehirde sünnet olduktan sonra, çocuğa hediyeler getirilir ve bunlar bir masanın üzerine konur. Yal­nız, para ve kol saati gibi şeyler çocuğun kendisine verilir.

Eğer sünnet olacak çocuk tek ise, ayrıca bir horoz ya da bir kuzu kesmek âdettir. Akşam olunca ya­kın akraba ve tanıdıklara yemek verilir. Ayrıca saz, çalgı (zenginse) oyun havaları türküler şarkılar çal­mak suretiyle çocuk eğlendirilir. Mümkün olduğu kadar hoş tutulur. Sünnet ile ilgili gelenek ve görenek­leri böylece özetlemiş olduk.

BESTELENMİŞ TÜRKÜLER

Darkale Köyü’müzde oldukça uzun. söylenmesi ve oynanması yaklaşık 2 saat süren bir türkü vardır. bu türkü tamamen Darkale’ye aittir. Bu türkü, başta oturularak söylenen “YÂRE” türküsü ile; hareketli bölümü teşkil eden “DÖRTEL OYUNU” nu kapsar. “YARE” türküsü, köye ait önemli tarihi olayları dile getiren; bestelenmiş bir türküdür ve oyundan önce söylenen, adeta bir başlangıcıdır. Bilahere. türküden sonra “DÖRTEL” denen oyuna geçelim. Oyun kalabalık iki ekip tarafından oynanır. Söylenen ve oynanan kısım dahil, tespit edebildiğimiz yetmiş’e yakın kıt’a vardır. Bu kıtalar bazen manileri andırır, bazen de üçlük, beşlik ve yedilik kıt’alar şeklindedir. Oyun kısmı da. sık değişen figürleri kapsamaktadır. Yer imkansızlığı nedeni ile, bütün türküyü buraya alamamaktayız. Bu oyuna Tarhala Baranası adı da verilmektedir. Barana havalan sözleri ve oyunları ile ülkemizde başlı başına bir ekoldür. Yirmibeş türkülük bu oyunların kendine özgü figürleri de vardır. Enstürüman olarak ise darbuka, cura ve tef den oluşmaktadır. Bugün Darkale Köyü’nün yaşlılarından bazıları bu oyunları figürleri ve ritmiyle gayet güzel oynayacak durumdadır.

Tarhala Baranası ve Dörtel oyununun bazı kıtaları aşağıdaki gibidir:

Darkaleli gençler tarafından düğünlerde oynanan Dörtel oyunu
Karafilim budama
Safa geldin odama
Eğil bir şeftali ver adama,
Haydindi haydindi durma buradan gidindi gidindi.
Karanfilim saksıda
Bir yâr sevdim Aksuda Aksuda.
Yâr seni bulayım akşam ile yatsıda.
Haydindi haydindi durma buradan gidindi gidindi.

Kahve Yemenden gelir Bülbül çeşmeden gelir Güzel olan hanımlar Hergün hamamdan gelir Aman kınalı ellim sevdiğim. Aman nereden gelirsin?

Gittiğim bağlar arası, ah aman aman, Ardında ağlar anası. Sevdikçe sardıkça ballar olası En küçüğü yâr benim olası.
Yavrum merdivenden inerken görmüşler.
Ayağına kına yaktı kınasından bilmişler.
Hem billahi bilmişler.
Aman seni bana beni sana vermişler.
Aman çekip gelir allı ceylan, o ceylan o ceylan
Hem billahi o ceylan aman

Karacahisar ve Akçaavlu köyleri ve çevrelerinde; oynan oyunları, kısa oldukları için aynen buraya alıyoruz. Bunlardan-”Bağ tığan’ı” daha çok bestelenmiş manilerden meydana gelmiş olup; diğeri “Yandım Asam” oyunu ise, bestelenmiş bir türkü niteliğindedir.

Önce Bağ Tığan’ı oyununu, sonra da Yandım Asam oyununu sunuyoruz.


Bağ Tığan’ı
Basma yeleği giydiremedim.
Yüzünü yönüme döndüremedim
Bir anası inanıyor.
Onun kolları dolanıyor.
Kalede keklik kovarım
Düştüm dizim ovarım
Oğlan üzme beni
Seni küçükten severim.
Kaleden indir beni
Kağnıya bindir beni
Kapılar kilitli ise
Bacadan indir beni.
Fesliyen’im biçim biçim
Ben ağlarım yâr için
O yar beni seviyor
Ben ölürüm onun için
Yandım Asam
Bir çeşit tava, içinde pekmez yapılan küçük kazan.
Yandım Asam
Oof karyolamın demiri
Yandım Asam o yâr da benim olmazsa
Yandım Asam öldürürüm kendimi
Oof taka yelek giydiremedim
Yandım Asam yönünü yönüme döndüremedim.
Oof selvideki kuşa bak
Yandım Asam gözümdeki yaşa bak
Oof bu sene evlenemezsem
Yandım Asam seneye kış’a bak
Oof durun yengeler durun
Yandım Asam oğlunuza kız bulu

Bestelenmiş Türkü Örnekleri

Coğrafya

Manisa iline 94 km, Soma ilçesine 3 km uzaklıktadır.

İklim

Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 217
1997 178

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 -
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -

Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Darkale, Soma

Darkale, Manisa ilinin Soma ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Trakhoula sözcüğünün Hellen dilinde bir anlamı olmamasına rağmen Rumca Trakhys (taşlık,kayalık) sözcüğünden türetildiği sanılmaktadır.Prof.B.Umar’a göre kayalık yerdeki kent anlamındadır.
Günümüzde bir maden işletmesi ile Darkale köyünün bulunduğu yerdeki kentin tarihi ile bilgilerimiz yetersizdir.Ayrıca Eski Çağ kalıntıları da günümüze ulaşamamıştır.Yalnızca Bizans İmparatorluğu’nun son piskoposluk listelerinde ismi geçmiştir.

Kültür

EVLENME
A) Evlenme Çağı ve Evlenme İsteğini Belirtme

Evlenme çağı kızlar için (17-18), erkekler için (20-22) yaşları arasında değişir. Bunun dışında, kızlarını (15-16) yaşlarında evlendirdikleri de olur. Erkeklerin askerliklerini yapmadan evlenmeleri ise. az görülür olaylardandır.
Evlenme isteğini belirtmek ancak, erkekler için söz konusudur. Bir genç, “Babasının ayakkaplarını ters çevirerek ya da onları, birer çivi ile yere tutturarak “evlenme isteğini anlatmış olur. Bazı köylerde ise, bu belirtme “babasının ayakkaplan İçine su dökmek” suretiyle olur

B) Kız Bulma. Dünürcülük ve Söz Kesme

Evlenecek gencin annesi, çevrede en çok beğenilen kızı oğluna almak için; büyük çalışma ve gayret gösterir. Önce kız evine yanına kimseyi almadan gider, bir misafir gibi oturup kızın bütün davranışlarını inceler. Beğendiği takdirde, eve döner ve kızı oğluna son derece öğer. Böylece gencin annesi oğlunun daha önce kızı dıştan görüp beğenişini ve kızla evlenme isteğini kuvvetlendirmiş olur. Bu defa, anne ve baba gizlice çalışır, faaliyete geçerler.
Yapılan çalışmalar sonunda, kız evi tarafından “Red cevabı” alınmayacağı anlaşılırsa; çevrenin ileri gelenlerinden 3-4 kişilik bir heyet (Biri çoğu zaman din adamı olur), kızın babasına gönderilir.
Kızın babası gelenlere çok iyi bir şekilde ikramda bulunur. Hal hatır sorulduktan sonra veya konuşma arasında, sözü dinlenir kişilerden biri; “Kızınız filanı, Allah’ın emri ve Peygamberin kavliyle filanın oğluna istemeğe geldik” der. Başka bir söyleyişle, “Allah’ın emri ile kızınıza filanın oğlu için dönür (Dü-nürcü) geldik” der veya diyebilir.
Esasen, önceden zemin hazırlandığından kız babası; “Madem ki siz münasip gördünüz ne diyelim” yada, “Nişanınızı gelin takın” şeklinde bir karşılıkla kızını verdiğini bildirmiş ve neticede söz kesilmiş olur.
Eğer yukarda açıklandığı şekilde, kız evinin bu konudaki tutumu önceden anlaşılmamış ise; ilk defa kız istemeğe gidenlere (Dünürlere) kesin olarak söz verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü görüşmede söz kesilir.
Buna rağmen söz kesilmeden önce kız evinin, söz ve hareketleri ile meramını anlatması mümkün görülmektedir. Yalnız, bu davranışlar köye ve kent’e göre farklılık gösterir.
Örneğin kız babası (yoksa evin büyüğü) yapılan teklifi olumlu buluyorsa;
“Hayırlısı olsun”
“Nasipse olur, biraz düşünelim”
“Biz önce kendi aramızda görüşelim sonra haber veririz” şeklindeki cevaplardan biriyle karşılık verir. Bu meyanda, dünürlere ikramda bulunulur; ayakkapları da gidiş yönüne doğru çevrilip düzeltilir.
Fakat, kız evi teklifi uygun bulmuyorsa;
“Nasibinizi başka yerde arayın.”
“Kızımız henüz çok küçük”
“Bizim kız, oraya yaramaz”
“Bu iş için hiç ısrar etmeyin” şeklinde cevap verir.
Sonuç olarak, ikinci halde pek ısrar edilmez. Birinci halde ise, görüşmelere devam olunur. Böylece ikinci veya üçüncü gidişte dünürlere kesin olarak söz verilir. Başka bir deyişle söz kesilir, kısın babası (yoksa kız evinin büyüğü),”gelin nişanımızı takın” der.
“Söz kesme” hemen hemen bütün köylerde ve kent’te böyle olmaktadır. Yalnız, incelemelerimiz sırasında üç köyde, söz kesilir kesilmez; dünürlük yapan şahıslardan biri (muhtar olabilir) oğlanın akrabasından hemen orada 100-200 lira (1969′larda) alıp, kızın babasına verir (Türkpiyale. Eynez ve Kayra-kaitı köyleri). Buna, Doğudaki başlık’ın bir kalıntısı gözüyle bakabiliriz.
Kız evinin, dünürlerin kız istemesi karşısında; nazlanır bir davranış içinde olması normaldir. Ancak. bazan anormal sayılabilecek uzun gecikmeler olabilmektedir. Çoğu kez bu halin, ailenin bireyleri (Fertleri) arasındaki kararsızlıktan ileri geldiği görülür. Örneğin, kız ve kızın anası yapılan teklifi olumlu bulur da; kızın babası razı olmuyorsa, dünürlere cevap vermede haliyle gecikme görülür. Bu kerre kız evinde anayla baba arasında şöyle bir konuşmanın geçtiği de olur:
“— Biz gizi virem adam. Bunna Hâlemden eyidir. Kendi yavı ile kavrılıp gidyolaa. Halları yavuz bun-laan. Oğlan kahrıman, ge virem bunu…”
Kızın babası razı edilirse, geç de kalınsa söz kesilir.
Buraya kadar, kız isteme ve söz kesme konularını özet olarak açıklamaya çalıştık. Şimdi de, yeri gelmişken bazı hususlar üzerinde duralım.
Kız istemede uğurlu sayılan günler. Perşembe veya Pazar (Gire) günleridir. Bu günlerin akşamları da olabilir.
Dönürler, kız evine gider gitmez varsa ateşi karıştırırlar; yoksa lambayı söndürürler böylece kızç istemeye geldiklerini belli etmeğe çalışırlar.
Dönürler. söz kesilmedikçe-susasalar dahi-kız evinde su istemezler. Su isterlerse, iki tarafın arasına “Soğukluk” gireceğine inanırlar.
Ev sahibi, dönürleri uğurlarken “bize yine buyrun” şeklinde konuşmağa dikkat ederler.
C) Küçük Nişan (Söz Yüzüğü)

Söz kesmeden 10-15 gün sonra, küçük nişan yapılır. Küçük nişanda amaç, gençlere nişan yüzüklerinin takılmasıdır. Bunun için önceden, içinde nişan yüzüğü, bilezik, küpe altın, elbiselik kumaş ve çeşitli çerezler bulunan bir bohça; dönürlerle (bazı köylerde muhtar ve imamla) kız evine oğlan evi tarafından gönderilir. Bohçanın içindekiler, 2-3 gün süre ile kız evine gelenlere gönderilir. Gösterme işi bittikten
sonra kararlaştırılan zamanda, oğlanın anası ve çok yakın iki kadın akrabası (Yengeleri olabilir) kız evi
ne giderler, bunların içinden en yaşlısı kıza yüzük’ü ve diğer altın eşyayı takar, buna, “Nişan takıldı” ve
ya “Nişan kondu” denir. Yalnız, şu iki önmeli hususu unutmamalıdır ki; nişan yüzüğü takacakların başın-
dan behemehal “Tek Nikah” geçmiş olmasına ve bu işin, Perşembe günü veya Pazar günü akşamı yapıl-
masına çok dikkat edilir.
Kıza nişan yüzüğü takıldıktan sonra, kız evi de oğlan evine; kız tarafından işlenmiş pembe, beyaz ve
ya krem renginde bir mendil ve bu mendil içinde nişan yüzüğü ve bir tane karanfil (Pembe renklisi mak-
bulsayılır) ile şeker gönderilir. Şu kadar ki, kızın gönderdiği karanfilin sapı; “Lavanta” ıslatılmış bir ka-
dife veya kordelâ parçası ile sarılmış ve üzeri de, sırma gelin teliyle örülmüş olması şarttır. Delikanlı bu çiçeği, ya göğsüne ya da şapkasına tutturur.
Aradan ik-üç gün geçtikten sonra, kızın babası ve yakın akrabalardan iki kişi oğlan evine gidip, oğ-lan’a yüzüğü takarlar. Böylece 10-15 gün içinde “Küçük Nişan” tamamlanmış ve yapılmış olur.
Böylece gençlere nişan yüzüğü takıldıktan sonra taraflarca kararlaştırılan bir zamanda; oğlan’m hısım ve akrabaları kızı görmek ve tanımak için. kız evine topluca giderler. Nişanlı kız, gelenlerin ellerini “yaşı ne olursa olsun, çocuklar da dahil” öper ve buna karşılık; elleri öpülenler kız’a bir miktar para verirler. Kız evi de gelenlere, çay, kahve ve ikram eder. Bu toplantıya, halk arasında “Oturma” veya “El öpüntüsü” denir.
Aradan bir hafta geçtikten sonra kız evi, hısım akrabaları ile birlikte; oğlan eevine gider. Damat adayı nişanlı genç, gelen büyüklerin ellerini öper. Para, hediye gibi bir şey verilmez. Gelen misafirlere çay, kahve ikram edilir.
Çoğu zaman nişanlanan kız 14-15 yaşları civarında olur. En çok 3 yıl en az 1 yıl bekledikten sonra nişanlılar evlenirler.

D) Büyük Nişan

Büyük nişan düğüne 1 -2 ay kala, kız evinin avlusunda yapılır kız ve oğlan evinin bütün akrabaları (ka
dın akrabalar) o gün için hazır bulunurlar. Gelin adayı nişanlı kız yüzü ve başı bir tülbentle örtülü ola
rak, münasip bir yere oturtulur. Kız evinin yengelerinden biri; gelen hediyelerin cinsini ve kimin tarafın
dan getirildiğini yüksek sesle duyurarak, nişanlı kız’ın başına ya da yanına atar (yığar). Böylece, gerek
erkek ve gerekse kız evinin akrabaları; giyecek, takılacak, yiyecek ve döşenebilecek her türlü hediyele-
rini o gün getirmiş ve vermiş olurlar. Hediyeler verildikten sonra, oğlan evi tarafından gönderilen çen-
gi ile eğlenti yapılır.
Bazı köylerimizde ise, durum böyle değildir. Yapılacak masraflar ve alınacak eşyalar; önceden kararlaştırılarak taraflarca ayarlanır. Örneğin, yatak odası ve mutfak eşyalarını kız evi misafir odasıyle oturma odası eşyalarını da oğlan evi tarafı hazırlar. Damat adayı evlenmeden önce. bir de ev yapar.
Hediyelerin çokluğu ve değeri hiç şüphe yoktur ki. tarafların mali gücüne bağlı kalmaktadır.
Büyük nişan’da, genel olarak oğlan evinde bir şey gönderilmez. Yalnız, bir kaç köyümüzde oğlan evine çerez gönderildiği olur. Buna, “Karşılık” da denir. Karşılık gönderen köylerimizden Büyük Güneyi örnek olarak gösterebiliriz.

E) Hediye ve Çeyizleri Asma (MUSAT)

Nişanlı kızın çeyizleri ile kendisine gönderilen bütün hediyeler ve oğlan evine gönderilmiş olup ta. çevreye gösterilmesi istenilen hediyeler; düğüne üç gün kala, kız evinin büyük bir odasına asılır ya da ipler üzerine serilir. Buna “Musat” denir. Çevreden gelen kimseler bunları görürler.
Gelin alınacağı gün (Perşembe veya Pazar günü) öğleden sonra, damadın gönderdiği bir araba İle eşyalar kaldırılır. Eşyalar ile birlikte giden 3-4 kişilik kadın grubu, oğlan evine de bunları yazarlar (sererler, açarlar). Ev ayrı ya da odalar yeter derecede ise; eşyalar yerli yerince konur ve yerleştirilir. Örneğin, ayrı misafir odası ve mutfak varsa; bu bölümlere ait eşya yerli yerine konur. Bu meyanda giyecekler, iplerde asılı olarak kalır; yatak odasına başka eşya konmaz.

F) Kına Gecesi ve Düğün Geceleri

Düğün zamanını her iki taraf birlikte kararlaştırırlar. Düğün için uğurlu sayılan günler. Perşembe ve Pazar (Gire) günleridir.
Kına gecesi. Çarşamba’yı Perşembe’ye veya Cumartesi gününü Pazar’a bağlayan gecedir. Gerek kına gecesi ve gerekse düğün için davet aynı anda yapılır. Bu amaçla, kız ve oğlan evinden çıkarılan birer kadın; davet edileceklerin evlerini dolaşırla ve birer kağıtlı şeker, ya da akide şekeri bırakarak düğüne davet ederler. Çoğu zaman davetiye yerine kullanılan, dağıtılan bu şekerlere OKUNTU denir. Güney, en yakın arkadaşlarına (Sağdıçlarına) mendi! içinde şeker alan genç; kendisini güveyin sağdıç’ı kabul eder. Şehirde ise, bir kimsenin sağdıç olduğu davetiyesinde yazılı olarak belirtilir. Okuntu, bazen herhangi bir giyim eşyası da olabiliyor. Okuntu alan, düğüne eli boş gitmez muhakkak bir hediye götürür.
Düğün eğlenceleri, kız evinde ve oğlan evinde olmak üzere; iki ayrı yerde ve aynı zamanda devam eder

a) Kız Evinde Düğün Eğlenceleri

Kız evinde olan düğüne KINA GECESİ denir. Kadın ve kızlar orada toplanarak eğlenirler. Kızın yakınlarından biri, düğünü idare eder; kızları sırayla düğüne kaldırır.
Takadon denilen sırmalı elbise veya düğün için giyilen Atlas entari ve üç etek veya diğer şekillerde giyinmiş kızlar; son derece nazlanarak ve güya istemiyormuş gibi oyuna kalkarlar. Çalgıcı kadınların şarkı ve sazlarına ayak uydurarak zeybek ve çeşitli oyun havaları oynarlar.
Evlenecek çağda doğulları olan annelerin birçoğu böyle günlerde kız beğenirler.
Eğlentinin devam ettiği sırada, evlenecek genç’in anası ve komşuları topluca kız evine gelirler, bu topluluğa “Oğlan tarafı” da denir. Kendilerine büyük bir konuk severlik gösterilir ve en iyi yerlere oturtu lurlar. Az sonra, gelin iki yengenin arasında olarak odaya girerken kayınvalide ipek halıyı geçeceği yolun üstüne serer ve ayağına sedef kakmalı nalınlarını giydirir (ömür boyu itibar görsün, saltanatı bol olsun dileğiyle bu hizmetini yapar). Bundan sonra geline hoş geldin anlamında elini öptürür ve ziynet eşyalarını geline takarak, hediye aldıklarını da ilave ederek kenara çekilir.
Gelin, kendisine ayrılmış yere yengeler yardımıyla otururken; gelinin arkadaşları mumların bulunduğu tepsiler, şerbet bardakları, şerbet sürahisi, kına için ibrikler koku için gülâptanlar ve hediyelerle gelirler.
Çalgıcı kadınlar “Kına türküsü”nü çalarken; gelinin annesi ve yakınları ağlaşırlar. Bu sırada yengeler getirdikleri tabaklardaki kınaları kararlar. Kına karan’ın “başı bütün” (Dul ve kocası ölmeyen kadınlardan
olmasına dikkat edilir. Karılmış kına’nın bulunduğu tabağa bir mum dikerek misafirlerden para toplanır.
Bu arada kayınvalide belinde bulunan kırmızı pulllu ve aynı renkli bezi gelinin yüzüne örter, misafirler kınaya para batırırken, bir kısmı da geline para iğneler. Kayınvalide gelin’in alın hizasına parayı tutturur, sonra da çalgıcı kadınlara para iğneler.
Yengeler ilk önce gelinin ellerine kına yakarlar ve kırmızı örtüsüne takım olan kına bezleri ile ellerini bağlarlar. Sıra ayaklarına gelince, yengeler ilk önce nalınlarını sonra yün çoraplarını çıkararak gelini kayınvalideye teslim ederler.
Ayak kınaları yakılmaya başlandığı an gelinin arkadaşları şerbetleri ve kokuları dağıtırlar (daima ömrü tatlılıkla geçsin dileğiyle şerbetler içilir). Bu sırada kayınvalide koynundan bir torba çıkarır (torba içinde paralar, nohut, arpa. buğday, bakla, şeker, üzüm vardır) avuç dolusu geline ve misafirlere serper. Bununla da, “Bütün ömrü bolluk, bereket içinde geçin yoksulluk görmesin” demek ister. Bu dileklerle atılanları herkes kapmak ve yemek ya da saklamak için kapışırlar. Kapılan paralar uğur için saklanır, misafirler geline mutluluklar dileyerek düğün evini terk ederler.
Bir fikir verir düşüncesiyle. Öğretmen İsmail Duruçay tarafından güfte ve bestesi sabit olunan “Kına Türküsü”nü; Bestelenmiş Türküler ve Oyunlar bölümünde sunduk

b) Oğlan Evinde Düğün Eğlenceleri

Düğün Perşembe günü olacaksa. Salı akşamı; Pazar günü düğün yapılacaksa Cuma günü akşamı, bir toplantı yapılır, güveyin sağdıçları ve diğer arkadaşları, çevre köylerden gelecek konukları köy köy bölüşürler. Ertesi gün bu işi idare edecek “Bayraktar” de belirtilir. Bayraktar, diğer gençlere göre yaşça en büyük olanıdır.
Sağdıçların getirdikleri kuzularla yemekler yapılır. Gelen misafirler Bayraktar tarafından karşılanır ve önceden kararlaştırılan evlere gönderilirler ve o evlerde ağırlanırlar.
Oyunlar Bayraktarın gözetiminde oynanır. Herkes meydanda (köy meydanında) geliş sırasına göre yer alır. Gece lüks lâmbaları yakılarak, meydan aydınlatılır. Dağ köylerimizde bu aydınlatma, büyük odun ateşi yakmak suretiyle olur.
Oyunlara başlamadan, köy muhtarı veya bekçi alan’a çıkar ve gençlere; “Silah atmak yasaktır”. “Herkes sırasına göre oynayacaktır” şeklinde duyuru’da bulunur. Önce Bayraktar oynar ve daha sonra da; oyuna kalkmak isteyenleri sırasıyla kaldırır. Oyun oynayanların yakın arkadaşları çalgıcılara bahşiş verirler. Böylece, samimiyetlerini belli etmiş olurlar. Eğlenti geç vakte kadar devam eder. Bundan sonra, herkes kendine gösterilen eve gidip geceyi orada geçirir.

c) Gelin Alma

Soma’nın Darkale Köyünde geleneksel hale gelen Gelin Alma Töreni
Kadınlar ve erkekler ayrı, ayrı yerlerde ve aynı zamanda geç vakte kadar eğlendikten sonra; ertesi günü (Perşembe veya Pazar günü) sabahı gelin hazırlanır.
Özellikle gelin başının hazırlanması, âdeta hüner isteyen bir iştir. Şehir ve yakın çevre köyler hariç; bütün köylerde durum şöyledir; Gelin’in başına bir tabak {ters olarak) konur; bu bir bezle baştan düşmeyecek bir biçimde çene altından bağlanır. Bilâhare, tabağın alt çevresi düzgün bir şekilde tülbentle sarılır. Bu iş bittikten sonra, gelin’in başına büyük bir “Albez” örtülür. Tabağın, hemen alt kısmında çepeçevre sarılı bulunan tülbent”e isabet edecek şekücfe ve albez üzerine; çeşitli büyüklükte altınlar tutturularak, böylece gelin başı çoğu zaman Şeehir4deki kuaförler tarafından yapılır.
Genel olarak köylerde gelin; “üç etek” denilen elbiseyi giyer. Bu elbisede değişmez renk. kırmızıdır. Bazı köylerde ise gelin, beyaz fistan ve siyah kadife (Sırma ile işlenmiş) ceket giyer.
Şehir’de ve yakın köylerde gelin kıyafeti, baştan aşağı uzun beyaz bir elbise ve başında duvak biçimindedir bu elbiseye “Gelinlik”de denir.’
Gelin böylece hazırlanırken bu arada, çalgılar çalmakta devam eder. Diğer yanda, damadın evinde gençler yemek yerler. Sonra davul ve zurna ile, kalabalık bir şekilde kız evine giderler ve evin önünde gençler (Damat da dahil olmak üzere) oyun oynarlar. Oyundan sonra gençler toplu olarak kahveye çay içmeğe giderler bu arada damat evde kendi hazırlığını yapar, traş olur.

Gençler çaylarını içtikten sonra oğlan evine dönerler. Duruma göre gelin alma zamanı ayarlanır ve ona göre gelin almağa gidilir. Güveyin sağdıçları ve arkadaşları toplu bir halde ve davul zurna çalınarak kız evine giderler kız evinin önünde çalgılar sürekli ve hazin çalarlar. Bu sırada içerde gelin hiç durmadan ağlar.
Gelin, baba evinden ayrılmadan babasının ve yakınlarının ellerini öper yengeleri tarafından gelin otomobile bindirilir, dağ köylerinde ise gelin, babası tarafından ata bindirilir ve “Gelin alıcı” denilen 5-10 kadın eşliğinde damadın evine gider. Gelin baba evinden ayrıldıktan sonra arkasından kovayla su dökülür.
Yol boyunca türküler söylenir ve çalgılar çalar. Gelin atla gidiyorken damadın evine vardığında attan damadın babası indirir. Ancak, gelin, kendisine bir şeyler bağışlanmadıkça attan inmek istemez; başka bir söyleyişle nazlanır. O sırada kayınpeder tarafından tarlalar, zeyitnler yada altınlar bağışlanır. Böylece gelin attan inmeğe razı olur Attan indikten sonra kısmeti artsın diye koltuğuna ekmek konur, başına buğday, şeker ile para serpilir ve yağ-bal sürülü eşikten atlıyarak evine girer. Bazı köylerde ekmek yerine gelinin eline bir su bardağı verilir. Gelin kendi eliyle suyu döke döke evine doğru ilerler.
Gelini getirenlere de ayrı ayrı bahşişler vermek âdettir.
Gelin eğer otomobil ile damadın evine gitmiş ise; bu halde de damadın babası gelin’i. otomobilden indirir. Aynı şekilde gelin’in başına buğday, şeker ve para serpilir. Damat gelin’i bir buketle evin kapısında karşılar ve eve alır.
Kısa süre ile gelin ile damadın bir arada oluşuna, halk arasında KOLTUK denir. Koltuk sırasında damat geline bir bilezik takar ve birlikte şerbet içilir. Az sonra sağdıçlar güveyi dışarı çağırırlar ve alıp giderler. Bundan sonra, akşama kadar bütün mahalleli kadın ve genç kızlar gelini görmeğe gelirler.
Gelin’in damat evinde karşılanışı çoğunlukla böyle olmakta ise de; bazı köylerimizde bu karşılama özellik göstermektedir. Örneğin Cinge köyümüzde durum başkadır. Gelin oğlan evine geldiğinde, at ya da otomobilden İnerken; oğlanın anası gelini sırtına alır ve avluda önceden hazırlanan yerdeki sandalyeye götürüp oturtur. Bundan sonra, özel olarak hazırlanmış susamlı ekmeklerden 1 -2 tanesi; gelinin başı üstünde bölündükten sonra, gelinin kucağına da bir oğlan çocuk oturtulur.
Bunu kaynana, hala ve yenge gibi yakın akrabaların birlikte oynamaları izler ve böylece düğün son bulur.

d) Gerdek

Yatsı olunca güvey camiye götürülür. Namazdan sonra hoca önde olduğu halde tekbirlerle eve gelinir. Ev Önünde dua edilir. Güvey, babasının ve hocanın elini öperek sağdıçları tarafından sırtı yumruklanmak suretiyle gerdeğe girer

e) Doğum

Evlenme konusuyla İlgili gelenek ve görenekleri açıkladıktan sonra; sırasıyla doğum, sünnet ve diğer bazı konulara değinip, incelemeye devam edeceğiz. Ancak bunlar, evlenme konusu kadar zengin değildirler.
Buna rağmen, İlçemiz köylerinde “Doğum” olayının yeri; küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Özellikle oğlan doğmuşsa işin önemi daha da artar. Ne var ki, şehir ve yakın çevre köylerde durum; dağ köylerimizden farklılık göstermektedir. Çünkü, dağ köylerimiz çok fakir olduklarından; onların davranışları daha sade bir anlam taşımaktadır. Bu hususu, yeri geldikçe belirtmeğe çalışacağız.
Ebe (ebe olmayan köylerde, bu işlerden anlayan yaşlı bir kadın) doğumdan sonra, çocuğun göbeğini kesip yıkar ve “Göbek adı”nı kor. O’nu el çabukiuğuyla kundaklar, babasının kucağına verir. Baba ebe hanıma bahşiş verir. Eğer varlıklı ise, ayrı olarak şeker, kahve, kına. sabun hatta başına bir örtü dahi alır. Şehirde de, ebeye ücretten başka hediyeler verildiği olur.
Baba doğan çocuk “Oğlan” ise, bir koyun veya kuzu keser yemek ve helva yaptırıp; yakın dost ve akrabalarına ziyafet verir. Böylece, bu mutlu günü birlikte kutlamış olurlar, Gelen hısım, akrabalar da çocuğa ve anasına hediyeler getirirler.
Tabiatiyle hediyelerin değeri, getirenlerin akrabalık derecesine ve zenginlik durumuna göre değişir. Hediyeleri; nazarlık, bir 20′lik altın, çocuğa çamaşır, elbiselik kumaş, kolonya vs. gibi eşyalar teşkil eder. Bunlar, salıncağın ipine kırk gün süreyle yetmediği takdirde gerilecek başka iplere asılı dururlar.
Fakir ve dağ köylerimizde doğumdan sonra, irmik helvası yaptırılır ve camide “hayır” şeklinde dağıtılır. Buna “Öherene” de denir.
Gelen yakın akrabalar içinde, çocuğa altın takan olsa bile; çoğu zaman, diğer akrabalar ile konu komşular; çeşitli yiyecekler, tatlılar ve sütlâçlar getirirler. Bu .tatlı ve yemek taşıma işinin 3-4 gün devam ettiği olur.
Aradan 2-3 günlük bir telaştan sonra, sıra çocuğun adını koymağa gelir, çoğu kez. oğlansa dedesinin adı, kız ise ninesinin adı çocuğa verilir. Baba çocuğu kucağına alır kıbleye döner; sağ kolunda ezan okuyup, sol kolunda kamet getirdikten sonra; “Adını ne koyalım?” diye sorar ve önceden kararlaştırılan adı, üç kere hem sağ ve hem de sol kulağına hafifçe bağırarak söyler. Böylece bebeğe ad konmuş olur.
Konan “ad”lar hem her zaman bilinen ve söylenen türdendirler. Ancak Darkale Köyü’müzde. erkek çocukların adları sonunda daime “Bey” kelimesi (Adil Bey. Isa Bey gibi) kız çocuklarının ise; “Molla” kelimesi eklenerek (Ayşe Molla, Emine Molla Şeklinde) söylenir.
Sürekli olarak kız çocuğu olan kimse, oğlan çocuğu beklediği bir sırada yine kızı olursa; bu kere çocuğun adı’nı “Döne” kor. Böylece bundan sonra doğacak çocuğun oğlan olacağına (Şansının döneceğine) inanılır. Bu adet dağ köyledimizde vardır
Yeni doğan bir çocuğu kırk günlük olana kadar, odasında yalnız bırakmamak adettir, yoksa çocuğa cinler musallat olurmuş. Bunu önlemek içinde çocuğun yastığı altına, bir mushaf (Musaf). bir çakı ve bir parça ekmek kırıntısı; beşiğin ayak ucuna da bir süpürge konur
Çocuk “Kırk günlük”‘ olunca, çocuğu annesini; yakın akrabalardan olan kadınlar yıkarlar. Çoğu zaman, bebeğin yıkanacağı su (bir kurnanın alacağı kadar su) ipek kumaştan süzülür. Bu süre içinde, suyu aktarmağa yarayan tasta annenin altın yüzüğü bulundurulur. Böylece bezden geçirilen sudan, kırk tas su çocuğun başından aşağı dökülür ve “kırklama” işi tamamlanır.
Bebeğin kırklanmasından sonra, anne yıkanır ve diğer kadınlar da banyo alıp çıkarlar. Banyodan sonra kadınların topluca yemeğe oturması ve yemek yemeleri âdettir. Sofraya konan yiyecek ve meyveler, gelen kadınların yanlarında getirdikleri yiyecek ve meyvelerdir.
Yemek yedikten ve sofra toplandıktan sonra çocuk; ninniler ile (önce annesi ve bilâhare diğer kadınlar söyleyerek) uyutulur. Ancak, beşiğe yatırılmadan önce; çocuğun iki kaşı arasına Zebat taşı ile hafifçe basılır, kaşları gür olsun diye. Nazar değmemesi için de bebeğin yanağına parmak ucuyla kara sürülür. Ertesi gün çamaşır yıkanır.
İlçemiz Darkale (Tarhala) köyünde ise; bebeği görmeğe giden kadınlar; yanlarında pamuk içinde ve yün bir bez parçasına sarılı bir yumurtayı götürürler. Bunun yapmakla çocuğun; yumurta gibi güzel, pamuk kadar ak ve koç gibi kuvvetli olacağına inanırlar. Eğer çocuğu kucağına alan kadın, aşırı derecede sevmiş oiursa; o kadının entarisinin eteğinden bir iplik çekilip yakılır. Daha doğrusu bunu, misafir kadının düşünüp yapması (ipliği vermesi) gerekir. Böylece nazar çövmemiş {nazar değmemiş) olur.
Bütün bu işler bittikten sonra anne çoccuğunu alarak kendisine gelenlere gider. Buna “Kırk gezmesi” de denir.

Darkaleli gençler tarafından düğünlerde oynanan Dörtel oyunu

SÜNNET

Şehir ve köylerdeki, bu konu ile ilgili gelenek ve görenekler fazla farklılık göstermez. Ne var ki, şeh­re geldikçe bu işler daha masraflı; dağ köylerine gidildikçe daha sade bir şekilde yapılır ve adetler (tö­reler) uygulanmış olur.

Eski Yapılan Sünnet Töreninden Bir Görüntü

Şimdi, sünnet ile ilgili ayrıntılı bilgileri sırasıyla açıklamaya çalışacağız.
Ev halkı, çocuğun sünnet işini birlikte görüşüp; zamanını ve yapılacak işleri kararlaştırır. Bu hazırlık­ların bazen 1-2 ay kadar devam ettiği olur.
Çoğu zaman sünnet düğünleri, sonbahara yakın aylarda yapılır. Başka söyleyişle havanın çok sıcak ol­duğu aylarda sünnet düğünü yapılmaz. Gün olarak, pazar günü tercih edilir. Çünkü, ne de olsa tatil gü­nünde insanların bir araya gelmesi çok daha kolay olmaktadır.
Cumartesi gecesi sünnet olacak çocuğun eline ‘”Kına yakılır” ve o gece kadınlar kendi aralarında bir eğlenti yaparlar. Şehirde, davetiyede bu hususun ayrıca belirtilmesi adettir. Köylerde davet olunacakla­ra bu hususlar sözlü olarak söylenir ve o geceye “Kına gecesi” denir.
Ertesi gün çocuk hazırlanır beyaz entari (yandan yırtmaçlı) ile şapkası giydirilir ve öylece camiye gö­türülür. Camide mevlüt okunduktan sonra, öğlen namazı kılınır ve topluca cemaat; sünnet düğününün olacağı eve doğru hareket eder. Sünnet olacak çocuk, seccade örtülü bir atın üzerine oturtulmuş olarak ve davul zurna ile götürülür. Ancak, çoğu köylerimizde de çocuk eve döndüğünde; üzerine akraba ve ya­kınları para iliştirir ve öylece kısa bir gezinti daha yapılır, eve dönülür. Bundan sonra çocuk sünnet olur.
Şehirde sünnet olduktan sonra, çocuğa hediyeler getirilir ve bunlar bir masanın üzerine konur. Yal­nız, para ve kol saati gibi şeyler çocuğun kendisine verilir.

Eğer sünnet olacak çocuk tek ise, ayrıca bir horoz ya da bir kuzu kesmek âdettir. Akşam olunca ya­kın akraba ve tanıdıklara yemek verilir. Ayrıca saz, çalgı (zenginse) oyun havaları türküler şarkılar çal­mak suretiyle çocuk eğlendirilir. Mümkün olduğu kadar hoş tutulur. Sünnet ile ilgili gelenek ve görenek­leri böylece özetlemiş olduk.

BESTELENMİŞ TÜRKÜLER

Darkale Köyü’müzde oldukça uzun. söylenmesi ve oynanması yaklaşık 2 saat süren bir türkü vardır. bu türkü tamamen Darkale’ye aittir. Bu türkü, başta oturularak söylenen “YÂRE” türküsü ile; hareketli bölümü teşkil eden “DÖRTEL OYUNU” nu kapsar. “YARE” türküsü, köye ait önemli tarihi olayları dile getiren; bestelenmiş bir türküdür ve oyundan önce söylenen, adeta bir başlangıcıdır. Bilahere. türküden sonra “DÖRTEL” denen oyuna geçelim. Oyun kalabalık iki ekip tarafından oynanır. Söylenen ve oynanan kısım dahil, tespit edebildiğimiz yetmiş’e yakın kıt’a vardır. Bu kıtalar bazen manileri andırır, bazen de üçlük, beşlik ve yedilik kıt’alar şeklindedir. Oyun kısmı da. sık değişen figürleri kapsamaktadır. Yer imkansızlığı nedeni ile, bütün türküyü buraya alamamaktayız. Bu oyuna Tarhala Baranası adı da verilmektedir. Barana havalan sözleri ve oyunları ile ülk